RUHSAL ENERJİ ASTROLOJİSİ

Astroloji ve Burçlarla İlgili Herşey.
Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

RUHSAL ENERJİ ASTROLOJİSİ

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 14:50

Resim
Resim

Ruhsal Astroloji kavramını Portalın eski üyelerinden Sun Girl'den duydum bugünkü SMS'inde..

Ve google de bu konuyu araştırdım..Size alıntılar vereceğim azsonra..

Ve dahasonra Sun's da benim için özel bir yorum yapacak bu konuda..tabi buraya yazmayacak..bana yorumunu bildirecek..ben burdan sizinle paylaşacağım..

Ama şimdilik google'den yaptığım alıntıları veriyorum..

ÖNEMLİ NOT:Diğer yazdığım hiçbir konuda Sun's dan fikir almadım..Ve zaten Sun ile uzun zamandır SMS de yazışmıyorduk..


"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..


Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 15:10

Resim
Resim

RUHSAL ENERJİ
ENERJİ

Enerji deyince önce kendi bedenimizden yola çıkmalıyız.
Çünkü enerji kendimizde barındırdığımız bir şeydir.
İnsanlarda üç çeşit enerji söz konusudur.

1- Bedensel enerji; Kişinin kas yapısı, anatomik yapısı, mikrobik bağışıklık sistemini anlatır.


2- Ruhsal enerji; Beş duyumuzun ötesindeki algılamalar bu tip enerjinin içine girer.


3- Beyinsel enerji ise, Bedensel ve ruhsal enerjinin birleşimine denir.

Ben bugün sizlere kısaca ruhsal enerjiden bahsedeceğim.

İnsanın varoluşundaki en önemli etken ruhtur.
Anne karnında oluşan cenin, iki buçuk ay gibi bir zaman diliminde, bedensel profili oluşurken ilk önce beyin oluşumu gerçekleşir. Beyin, kendisinin saf enerji olduğunun ve ölümlü olduğunun farkına vardığında, kendine ölümsüz bir beden yaratır.
Yani astral bir beden yaratır.

Kısaca Ruh = Astral beden diyebiliriz.

Şimdi ruhsal enerjinin biraz daha derinlemesine inelim...

Galakside yer alan gezegenler, tüm insanlar üzerinde bire bir etkileşim sağlamaktadır.
Şöyle ki, gezegenler doğduğumuz andaki konumlarıyla kişilik yapımızı, fiziksel ve ruhsal özelliklerimizi, potansiyelimizi, avantaj ve dez avantajlarımızda dahil olmak üzere hayatımıza birebir etki etmektedir.

Bu sebepledir ki, kişi ruhsal enerjiye iki şekilde kavuşur;

Ya doğuştan çok şanslıdır, doğum anında gezegenlerin konumları ona bu gücü verir,
ya da konunun uzmanından bu konuda yardım alarak ve konu üzerinde çalışarak bu güce kavuşur.

Ben doğuştan şanslı olduğumu söylemeliyim.
Beyinsel enerjinin özü sol lopun kullanım oranıdır.
Yani kişi sol lopunu kullanabildiği ölçüde ruhsal enerjisini çok rahatlıkla kullanabilir.

Yukarıdaki anlatımı tek cümlede açıklamak gerekirse, ruhsal enerji her insanda vardır, kiminde çok kiminde az. Ama bunu arttırmak mümkündür.

Bu şekilde psişik yeteneklerin de arttırımı da söz konusudur. Bu konuda bende kasım ayında düzenlediğim kursumda, hem astroloji hem de ruhsal enerjinin kullanımı ve psişik yeteneklerin arttırımı konusuna geniş yer vereceğim.

Ruhsal enerjinin bir numaralı durumu, ruhun bedenen ayrılıp, uygun konumlanma ile eterik bağlar kurabilmesidir.

Gerçi her insan, zaman zaman istem dışı eterik bağlar kurar.
Örnek verirsek, rüyada da ruh ve beden ayrılır ve bilinçsiz eterik bağ kurulmuş olur.
Fakat bilinçli olarak yapılabilen eterik bağ kişinin gelecekle ilgili veriler almasına olanak tanır.

Yani medyumluk...

Burada en önemli olay, yukarıda anlattığım eterik bağın oluşumunun istendiği zamanda yapılabilme kontrolüdür.

Ben konu ile ilgili olarak hem doğum haritamdaki gezegenlerin etkisi, hem de sonraki 20 yıldaki kazanımlarımla gelecek ile ilgili çok isabetli yorumlar yapabilmekteyim.

Ve çalışarak herkesin de bu seviyeye gelebileceğine inanıyorum.

Bu hafta kısaca ruhsal enerjiden bahsettik.
Önümüzdeki hafta konu ile ilgili ayrıntılı açıklamalara ve örneklere yer vereceğim.

Pozitif ışıklar hep sizinle olsun.

İslam AKAR
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 15:11

Resim
Resim
RUHSAL ENERJİ 2
ENERJİ 2

Var oluşumuza baktığımızda, var oluşun özünün dört temel öğeye muhtaç olduğunu görürüz.

Hava, Su, Toprak, Ateş

Bu dört elementin toplamından bir elektrik misali bir enerjiye varıldığını görüyoruz.
Kainatın ve bizlerin aslı olan enerji.

Anımsarsanız geçen haftaki yazımda, beyin kendisine ölümsüz bir beden yaratır demiştim. Yani ruh, yani enerjinin özü. Her şeyin ölümlü olduğu galakside ölümsüz olan tek gerçek.

İşte burada asıl varmamız gereken, anlamamız gereken hedef ruh olmalıdır.

Şöyle ki, ruh bedende olduğu sürece hem zorluklar yaşayacak, hem de bulunduğu bedene bazı avantajlar verecektir. Önemli olan bizim ruhun özünü anlamamızdır. Ruhun var oluşundaki etken beyin olduğundan, ruhumuzla iletişim beyin vasıtası ile gerçekleşir. Eğer kişi ruhu ile bağlantı kurar ve ruhuna gerekli talimatları verebilirse bedeninde olumlu etkiler yaratabilir.
Hasta olan birinin ruhuna iyiyim, iyileşmek istiyorum talimatlarını verebilmesi sonucu iyi hissetmesi buna bir örnektir.

Sizlerin bunu denemesini tavsiye ediyorum.

Kendinizi kötü hissettiğinizde veya bir ağrınız sızınız olduğunda beyninizle ruhunuza ulaşın ve gereken talimatı verin göreceksiniz sonuç olumlu olacak.

Ruhumuz, beynimizin sol lopu vasıtası ile sinir sistemimizi kullanır ve bu bizim hassasiyetimizi çoğaltır yani algı alanımızı açar. Bu algı alanını kullanarak kişi ve ya kişilerle ruhsal bağ kurabilir.

Yani Telepatik bağ,

Telepatik bağ kurduğumuz kişi veya kişilere iyi veya kötü enerji yüklemek, yardım etmek, bilgi almak veya vermek yani konuşmak mümkündür.

Belirtmek istediğim diğer bir konu da beynin anatomik yeridir. Vücudun en üst bölümünde yani kafatasının içinde. Tabi ki beynin üstte olmasının da iki nedeni var.

1- Dış etkenlerden bedensel olarak korunma
2- Anten gibi her tür iletişimi yakalayabilmek

Zaman zaman, biz farkında olmasak da algı alanımızda fark edemediğimiz, bazen de fark edip anlam veremediğimiz şeyler olabilir.

Kulağın çınlaması, saç diplerindeki karıncalanma, gözün seğirmesi vs.
Bu örneklerden herhangi birini yaşadığınızda emin olabilirsiniz ki, bedeninizden yayılan enerji halkanızla başka bir enerji bağlantı kurmak istemektedir.

Tabii ancak, bu konuda uzman olan birisi bu bağlantının içeriğini tam anlamıyla bilebilir. Burada önemli nokta şudur. Herkesin algı alanı var, fakat bu algı alanını kullanmak, kişi veya kişilerle temasa geçebilmek, kendi ruhuna hükmedebilmek uzmanlık konusudur.
Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Pozitif ışıklar hep sizinle olsun.
İslam AKAR
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 15:16

İslam Akar'ın bu konuyla ilgili3.seri yazısını bulamadım..
Bu kullanıcılar mesajınıza teşekkür etti lotus2 mesajı için:
Frame (Çrş 11 Eyl, 14:03)
Değerlendirme: 16.67%
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 15:31

Resim
Resim

RUHSAL ENERJİ ÜRETİMİ İÇİN ACELECİ OLMAYIN
KUTUPHANECİ

Eğer ruhsal enerji üretiminizin de yeterli olmasını istiyorsanız şu önerileri bir kenara not almanızı öneririm.

Yavaşlayın. Sağlıklı bir ruh, bedeni ile yan yana yürüyen, ona gecede gündüzde , korkuda sevgide, tasada, endişede eşlik edendir.
Ruhunuzu bedeninizden ayırmayın; onu korkutup yormayın.

İşe "yavaşlayarak başlayın" . Daha yavaş yemeye, dinlenmeye, uyumaya, zamanı uzatıp daha fazla yaşamaya, hayatı daha çok paylaşmaya bakın. Ruhunuzu hayatın doğal hızına, olağan ritmine bırakın.Yemenizi içmenizi, aşık olup sevmenizi, yürümenizi, mümkün olduğu kadar yavaşlatın.

Acele etmeyin aceleci davranmayın.
Beden ve ruhunuzu baş başa kalmaları, konuşup anlaşmaları için zaman bırakın.
Bazen boyun eğin, kabul edin! Gerektiğinde direnmelisiniz. Ama uzun süreli dirençlerin, beyhude karşı gelmelerin, uzamış streslerin adrenalin, kortizon ve insülin gibi fazlası can yakan hormonları artırdığını bilmelisiniz.
Biraz şans, kader, kısmet ve biraz da ilahi takdir hayatın içinde mutlaka yer almalıdır.(ALINTI)
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..


Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 15:39

Resim
Resim

RUHSAL ENERJİLER

David Spangler
Çeviren: Işık UÇKUN

Bir arkadaşım geçenlerde bana “dünyaya ruhsal enerjiler getirmemiz gerektiğini söyledi. Bütün içtenliğimle bunun doğruluğunu kabul ettiğimi söyledim. Ama daha sonra “ben neyi kabul ediyorum?” diye düşündüm… Ruhsal enerji ne demek?

Bu, kullanıp durduğumuz ve herkesin ne demek istediğimizi anladığını kabul ettiğimiz kavramlardan biri. Ayrıca ben genel olarak ruhsal enerjilerin neler olduğu hakkında sezgilerimizin olduğunu düşünüyorum. Hepimiz, onlar her ne ise, ruhsal enerjilerin iyi, faydalı olduklarını kabul edebilir ve dolayısıyla da varolmalarını isteyebiliriz. Diğer yandan, bununla sizin kastettiğiniz ile benim kastettiğim aynı olmayabilir. Bir kişi için dünyaya ruhsal enerjiler indirmek insanları belli bir inanca yönlendirmek olabilirken, bir başkası için daha manevi ve süptil, bir tür titreşimi yükseltme eylemi anlamına gelebilir.

Ruhsal enerjilerle ilgili olarak, her koşulda herkesi tatmin edecek bir tanımlama yapmaya çalışmıyorum. Bayan Spangler küçük oğlunu bu kadar cüretkar ya da aptal biri olsun diye yetiştirmedi! Sadece bu kavramın neler ifade ettiğini anlatabilmek için kendi düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istedim, belki siz de bunları yararlı ve kendi düşünceleriniz için motive edici bulursunuz.

Ruhsal enerjilerle ilgili düşünmenin bir yolu, onları “Washington Elmaları”, “Idaho Patatesleri” veya “Fransız şarapları” gibi kategorilere ayırmak olabilir. Bu, şu demektir; ruhsal enerjiler belirli bir yerden veya kaynaktan gelen enerjilerdir. Eğer enerji “ruhtan” geliyor ise bu bir “ruhsal enerjidir”. Eğer dünyadan gelen bir enerji söz konusu ise bu, “dünya enerjisidir”. Sanırım bu anlaşılır bir açıklama oldu. Bu, ruhsal enerjileri açıklayabilmek için kesinlikle sade ve tatmin edici bir bakış açısı, ta ki “ruh nedir?” sorusunu sormaya başlayana kadar.


Annem de babam da bir süre önce öte aleme geçtiler, artık fizik dünyada yaşamıyorlar. Peki eğer ben onlardan enerji almaya kalkışırsam bu bir ruhsal enerji mi olacaktır? Zira onlar bir anlayışa göre artık “ruh” olarak varlar. Peki ya görünmez bir doğa ruhundan aldığımız enerji? Bu bir ruhsal enerji mi? Ya da bir melekten hatta (daha da abartırsak) bir başmelekten gelen bir lütuf nedir? Elbette bunlar da ruhsal enerjilerdir. Ama ya “Kutsal Olan”dan gelen enerjiler?

Başka bir deyişle fizik ötesi gerçekliklerin hangi bölümü “ruhsal enerjiler”in kaynağı olmaktadır? Tamamı mı? Bir kısmı mı? Bazı düzeyleri olur ama bazıları olmaz mı? Bir katmanı ruhsal enerjiyi ifade etmeye muktedir kılarken diğerini muktedir kılmayan nedir?


Dolayısıyla ruhsal enerjinin kaynağını tanımlamaya kalktığımda bu biraz problemli oluyor. Çünkü, “ruhsal” kelimesini genellikle karıştırılan iki ayrı kavram için kullanıyoruz. Bu kelimenin bize ifade ettikleri bazen “kutsal”, “yükseltici” ve ”yaşama sevinci veren” gibi kavramlar olurken bazen de bunu “fiziksel olmayan”, veya “maddi olmayan” olarak anlamamız mümkün. Pek çok kişi için, eğer bir şey maddeden meydana gelmemişse ya da bir bedene sahip değil ise bu bir ruhtur ve dolayısıyla da ruhsaldır. Ama tıpkı bütün Fransız şaraplarının kalite ve tat bakımından aynı olmayışı gibi ya da Washington elmalarının pişirmek için iyi ama çiğ yemek için uygun olmayışı gibi, fiziksel olmayan bütün tezahürler veya enerjiler de yükseltici ya da yaşama sevinci veren türden değildirler. Örneğin bir musallat olma eylemi ruhsal bir eylem midir?


Bir Granny elması Pippin’den, bir Machintosh’tan veya Honeycrisp elmasından farklı bir tada sahiptir. Bir *merlot'un (*Fransız üzümünden yapılan şarap) tadı şampanyadan farklıdır. Peki, deneyimleyebileceğimiz bütün farklı enerji türleri içinde ruhsal enerjinin tadı hangisidir? Onun ruhsal enerjinin kaynağından gelip gelmediğini nasıl ayırt ederiz? İşte size bir enerjinin etkilerinin, bizlere ya da bizler için neler yapabildiğinin veya içimizde nelere yol açtığının nerelerde önemli olduğu bilgisi:

Şimdiye kadar “ruhsal” kelimesine odaklandım, ama “enerji” kelimesi de bu konuda ruhsal kelimesiyle eşit derece tanımsızdır. Her şeyden önce ruhsal enerji nedir? Hatta enerji nedir?

Fizik biliminde enerji çok net tanımlanır. “enerji iş yapabilme gücüdür” bu bilime göre. Ya da başka bir şekilde söyleyecek olursak, enerji bir etkiyi üretebilme ya da tetikleyebilme gücüdür. Enerji bir şeylerin meydana gelmesini sağlar.

Ruhsal enerji hangi işin ölçüsüdür? Neyin olmasını sağlar?

Bu konuda düşüncelerimin yardımına sözlüğüm yetişiyor. Sözlüğüm, ruh kelimesinin “nefes almak” anlamına gelen Latince bir kökten türediğini ifade ediyor. Ruh, nefes alma gücüdür, ya da daha geniş bir anlayışla, canlandırma ve hayat verme gücüdür. Ruh, hayat enerjisidir, hayatın gerçekleşmesini sağlar. Yaşam, ruhun etkisidir. Burada hayat sadece bir biyolojik varoluştan ötesini ifade eder. Hayat, tüm olasılık, bütünsellik, ilişkiler, varoluş, yaratıcılık ve her organizmanın; en çok da insanların sahip olabileceği bir potansiyeli ifade eder. Nefes almak, düşünceyi, duyguyu, sevgiyi, yaratıcılığı, tüm kültürleri ve uygarlıkları mümkün kılan enerjiyi sağlamaktır.

Bu aklıma İsa’nın Yuhanna İncili’nde söylediği bir şeyi getiriyor, "Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim." (Yuhanna 10:10) Bu bana ruhsal enerjilerin etkilerine dair harika bir örnek gibi geliyor; ruhsal enerjiler hayata canlılık katar ve besler ve bunu yaşamın tüm düzeylerinde ve hayatın tezahür edebildiği her yerde cömertçe yapar.

Resim
Resim

Bu bana birkaç düşünceyi birden çağrıştırıyor. Öncelikle, ruhsal enerjilerin diğer enerjilerin ifade edilmesini ve kullanılmasını mümkün kıldığı anlamına geliyor; zihnin veya kalbin enerjilerini, ya da bedenin veya ruhun enerjilerini… tüm diğer enerji türleri ruhsal enerjilerden türer ve hayatı ifade eder. İkinci olarak, ruhsal enerjiler yaşamsal kapasiteleri hızlandırır ve artırır ve bu sadece büyümek için değil aynı zamanda bir bütün ve uyumlu olabilmek, bağlantılı, ilişkide olabilmek ve birleşebilmek içindir. Yaşam, enerji üreten ve bunu kendiliğinden yayan bütünsel bir açık sistemdir. Ruhsal enerjiler bu açık ve verici olma, canlı olma kapasitesini artırırlar.


Üçüncü olarak, ruhsal enerjiler bir kaynaktan ziyade bir fonksiyonu ima eder. Ruhsal enerjilerin etkileri, kaynağından bağımsızdır. Su, hayat için vazgeçilmezdir ama bir gölden mi, nehirden mi, kuyudan mı ya da bir yağmur fıçısından mı geliyor olduğu bu gerçeği değiştirmez. (Elbette suyun kaynağı onun saflığını ve tadını etkileyebilir ama bu tat meselesidir ve başka bir konudur).

Bu, ruhsal enerjilerin “ruhtan” gelmedikleri anlamına geliyor. Ruhsal enerjiler fiziksel olmayan, kişisel ötesi, aşkın gerçekliklerin tek etki alanı değildir. Bunlar bizlerden de gelebilirler. Bizler fiziksel, enkarne olmuş insanlar olarak ruhsal enerjinin yaratıcı birer kaynağı olabiliriz.

Dördüncü olarak, ruhsal enerjiler “dinsel” veya aşkın görünmek durumunda değildirler. Eğer meydana gelen etki hayatı besleyen, hayatın zenginleşmesine yardım eden koşulları yükseltici ve bir kişinin hayatını (manevi olarak) zenginleştiren türde ise, bu bir ruhsal enerjidir. Bu enerji bir gülümseyiş, bir kucaklama, bir nezaket, birinin bloke olmuş enerjisinin düzelmesine yardım edecek bir dinleme anı, kibarca bir davranış formunu alabilir. Ruhsal enerji, dağları yerinden oynatacak ve tüm ulusları değiştirecek kadar “büyük” olmak zorunda değildir. Yalnız bir kalbe veya zihne hayatsal değişimlerin olasılıklarına daha açık olmada yardım etmek zaten dünyayı değiştiren bir eylemdir. Ruhsal enerjilerin harikulade, olağanüstü veya çarpıcı olmalarını beklemekle kendimize ve evrene zarar vermiş oluyoruz.

Resim
Resim

Beşinci olarak, ruhsal enerjiler sınırları aşabilir ve genelde de aşar ve sınırlarımızın ötesine geçebilmemizi olanaklı kılarlar, ama bunu mutlaka yapmaları gerekmez. Sevginin ruhsal enerjisini (yaşama sevinci veren, yükselten, hızlandıran güç) aktarmak için koşulsuz sevgiye sahip olmam gerekmiyor. Eğer sadece bir kişiyi sevebiliyorsam ve hatta sınırları olan kusurlu biriysem, ama sevgim bir diğerinin hayatına olumlu bir şeyler katabiliyorsa ruhsal enerji aktarmadığım söylenebilir mi? Bunu söylememin nedeni, kendi kapasiteleri dahilinde sevgi ve destek verici eylemlerde bulundukları halde “yeterince ruhsal olmadıkları için” kendilerine duygusal ve zihinsel olarak baskı yapan insanlar görmüş olmam. Ne var ki, benim kuyum çok derin olmayabilir ve bazıları kadar saf ve tadı güzel olmasa da ondan da hayat çıkarmak mümkün ve ben bunu evrene yaymakta özgürüm.


Ruhsal enerjiler konusunu tamamen aşkın ya da kişisel ötesi bir kapsamdan ve de olağanüstü olmak zorunda oluşlarından kurtarmak enkarnasyonel ruhsallık öğretisinin bir parçasıdır. Bu, ruhsal enerjileri daha geniş, erişilebilir bir bağlamda algılayabilmeme yardım ediyor. Bu durumda birisi “dünyaya daha fazla ruhsal enerji indirmeliyiz” dediğinde bunu yapmak için kendimi “tanrısal” biri gibi hissetmem ya da bu çalışmayı yapmak için fiziksel olmayan varlıklara dayanmam gerekmiyor. Dünyaya ruhsal enerji akışı benimle ve tam şimdi başlayabilir, bir yabancıya onu sıcaklıkla karşılayan bir gülümseyişimde ya da bir komşu olarak yardım eden ellerimde bu gerçekleşebilir.
Bu kullanıcılar mesajınıza teşekkür etti lotus2 mesajı için:
Frame (Çrş 11 Eyl, 14:04)
Değerlendirme: 16.67%
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
akrep_S_26
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 1468
Yaş: 37
Kayıt: Pzt 28 Nis, 01:39
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen akrep_S_26 » Prş 22 May, 15:40

bu konuları anlatan bir kitap okumuştum..hakikaten var olan şeyler..ellerine sağlık lotus çiçeği..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 15:42

Şuan bu konuda bende kitap siparişi vereceğim..Tabi buralarda ulaşabilirsem..kitap siparişle bile gelmiyor bazen..
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 15:53

Resim
Resim

Ruhsal Enerji

“Nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için, dünya bir yana çekilir.”
Enerjilerini tüketerek çökenler, ümitlerini yitirenlerdir, karamsarlığa kapılanlardır. İnsanı yıldıranın, taşıdığı maddi yükün ve maddi işlerin ağırlığı olduğunu sanmayın.
Savunma Sistemleri

Ruhsallığımızın da bir savunma sistemi vardır. Ruhsal olarak ayakta ve diri olmak istiyorsak, dışarıdan gelen ruhsal saldırıları mağlup edecek bir güç düzeyine sahip olmamız gerekir. Saldırılar, hakkınızdaki nefretler, öfkeler, telepatiyle gelen kötü mesajlar, nazar veya büyü gibi ruhsal etkilerdir. Kendi karamsarlığınız, öfkeniz, intikam duygunuz, kıskançlığınız, lanetiniz, bedduanız, bunun karşısında destekleriniz de vardır. Size yönelen sevgiler, dualar, dostluklar ve sizin ürettiğiniz ümitler, sevgiler, yardımlar, ruhsallığınızı güçlendirecektir. Siz, bu çatışma alanı içerisinde yaşıyorsunuz.
Ruhsal savunma sisteminiz çöktüğünde, bedeninizi oluşturan sistemi kontrol eden, fiziksel savunma sisteminizde çöker veya paralel olarak zayıflar. Ruhsal hastalıklar beraberinde fiziksel hastalıkları da taşır. Gerçek güçsüzlük ruhsaldır ve güçsüz insan başarılı olamaz.
Eğer güçsüz düşüren duygu ve tutumları üreten eminlik durumları geliştirmezseniz, azalan ruhsal enerjiniz, belli bir eşiğin altında kontrolünüzü kaybetmenize sebep olur.
Fizik Vücut

Şu hikayeyi hafife almayın; kambur bir kral kamburluğundan çok eseflenmiş, bu sorununu yok etmeyi yıllar boyunca hayal etmiştir. Sonunda kambur olmayan bir heykelini yaptırıp sarayın kapısına diktirmiş. Her sabah erkenden o heykelin karşısına geçip, kendisini dimdik hayal etmiş, yıllar sonra kamburluğu yok olmuştur.
Bu gerçeği fark ettiğim 1994 yılında, “Pencere” köşemde yayınlanan bir deneme “Nasıl Güzel Olunur?” başlığını taşımıştır. Fiziğiniz kendiliğinden değişmiyor; onu değiştiren, ruhunuzdaki değişimdir. Çirkin olduğuna inanarak üzülenin, yaratıcısına gösterdiği nankörlüğün karşısında çirkinliği artırılıyor; güzel olduğuna inanarak sevinenin, gizli şükrü karşısında güzelliği artırılıyor.
Gerçek mutlu yüz, sadece dalgın zamanında tebessüm edilen yüzdür.
Her fizik bir inancın ürünüdür. Değişen inançlar, fizikleri de değiştirecektir; çünkü, insan fiziği, o insan ruhunda neler olup bittiğini anlatacak şekilde yaratılmıştır. Bir insan ruhunda olup bitenleri değiştirdi mi fiziğinde olup bitenlerde değişmek zorunda kalacaktır.
Hayallerinize saldıranlar, aslında kaderinizle savaşıyorlar.
Tereddüt Yıkıcıdır

Dale Carnegie’nin anlattığı bir hikayede, yıllarca iplerde dans eden bir ip cambazını aklına bir gün, “ipten düşüp öleceği” gelmiş, bu endişeyle yaşarken çok geçmeden düşüp ölmüştür. Kemal Sunal, uçakla ilişkilendirdiği ölüm korkusunu yıllarca ruhunda canlı tutmuş; bu yüzden uçağa bindiği gün, hayata veda ettiği gün olmuştur.
Şüphe ne kadar fazlaysa, iman gücü o kadar azdır.
Olumsuz Genelleme

Bugün yapamayacağını düşünen, yarın yapamamasına destek oluyor. Bugün başaramayacağına inanan, yarınki başarısıyla savaşıyor.
Bilimsel Deneyler

İnsan yayınları tarafından yayınlanan, “Yeni Bir Psikoloji” isimli, Doğu ve Batı psikolojilerinin bir sentezi girişimi olan bir kitaptan alınmıştır.
Kimyasal İlaçlar

İşin başında olduğunuzdan veya fakirlere yardımı terk ettiğinizden dükkanınıza az müşteri gelir ve “müşteri gelmiyor” dersiniz, dedikçe inanırsınız. İnancınız yüzünden gelen müşteriler kapınıza uğramadan geri döndürülürler. Küçük bir hastalığa yakalanırsanız, belki de ilgi toplamak veya gerekçe niyetine kullanmak için “hastayım” dersiniz. Siz söyledikçe yalan da söyleseniz hastalığa inancınız gelişir, gerçekten de hasta olursunuz. Neye inandığınız bu kadar önemlidir.
İnanç maddeye meydan okur.
İMANI NASIL GELİŞTİRECEKSİNİZ?

Engel Kaldırma

Engelleyici dış mesajlar:
Aynı çerçevede kendinizin de kendinizin de başarısız olacağını sanırsınız. Örneğin “Torpili olmadığı için kaybetti; benim de torpilim yok ben de kaybedeceğim.”
Engelleyici iç mesajlar:
“İki defa bu sınava girdim ve kaybettim, demek ki hiç kazanamayacağım. Ben kaybetmeye mahkumum.”
Somut geçmişinize ilişkin sınırlar ve onlar hakkında kabullendikleriniz, geleceğiniz için büyük bir çelik kafese dönüşebilir.
Dış Mesajlar

“Yapamazsın, başarılamaz.” Derler: çünkü onlar pek çok başarısızlık yaşadılar. Kendi sınırlarını biliyorlar ve herkesi o sınırlar içine hapsetmek istiyorlar.
Liderler, iç referansları kuvvetli olanlar arasından çıkmıştır.
Kötü tecrübelerinden ders alalım; ama onları kopyalamayalım.
Çocuklukta kendimizi anne babamızın yorumlarına göre anlamlandırarak dış referansın altında ezildik.
“Bu yorumlardan bazıları, hakkımızdaki bir gerçeğin ifadesi olabilir. Eğer öyleyse, onlara teslim olmamalı, bu tür özelliklerimiz varsa, değiştirmeye odaklanmalıyız. Hayatımızdaki yorumlara kayıtsız kaldığımızda, zaman içerisinde bizi gerçekten söyledikleri gibi yapacaklardır.
Dış Olaylar

Birisi kaybetmişse, bir yerlerde hata yapmış olmalıdır. Bize düşen, başkalarından ders alıp hatalarından kurtulmaktır, kaybedişine bakarak vazgeçmek değil.
Başaracağına inanmak, belki kesin başarıyı getirmeye yetmeyebilir; ama başaramayacağına inanmak, kesin başarısızlığı getiri.
Gerçek olan, evrensel olandır. Bir işi başarabilen en az bir kişi varsa, o işi başaramamak evrensel bir gerçek olamaz.
İç Mesajlar

Elde edeceğiniz ilk fayda “sınırlarınız sürekli aşmanız” olacaktır. Hedefe ulaşmanın bir yolu kapanmışsa, açılabilecek başka bir yol vardır.
Kişisel Olaylar

Pek çok insanın yaşadığı depresyon patlamasını altında, su damlası kadar ince, basit ve hafif problemler vardır; ama o problemlerin binlerce kez zihinlerinden geçmesine izin verirler. Altında inledikleri acının gerçek dünyada var olmadığının, sadece kendi zihinlerinde üretildiğinin farkında değiller. Dertlerini anlattıklarında, ne kadar küçük problemlerin onları tank gibi ezdiğine şaşarsınız. Oysa gülüp geçilecek kadar basit olduğunu gördüğünüz o problemleri, aynı süreklilikle sizde yaşasaydınız, aynı pot kırma sizin dünyanızı da kuşatacaktır.
Yıllardır yaptıklarımıza razı olursak, yıllarca neler yapacağımızı belirleriz.
Hayal Üretme

Zihninizde yeterince uzun süre tuttuğunuz hayal, zamanla derin bilincinize iner ve onu gerçek sanırsınız. Gerçek sandığınız şey ise gerçekten, de gerçekleşir.
Zihninizde dolaşan her şey, kendinize yapılmasına izin verdiğiniz birer telkindir. Einstein’in, “bilimden önemlidir “ dediği hayal kontrolü, kasıtlı ve bilinçli hayaldir. Gerçekleştirmek istediğiniz tüm iman alanlarında kuracağınız bu tür hayaller, sizi çok derinlerinizden besleyecek, içten içe büyük bir cesaret ve özgüven geliştirdiğiniz göreceksiniz.
Tekrarlı Söyleme

Ruhunuzdan, hayalinizdeki kendinizi haykırın. Yıllarca yapın bunu, bırakmadan yapın: “Ben başarırım zekiyim, çalışkanım, hafızam güçlü. Konuşma ve öğrenme yeteneğim mükemmel. Ben zengin, sağlıklı ve mutlu bir insanım. Şükürler olsun.” Başarı hikayelerini küçümseyenler hiçbir zaman ortalamanın üzerine çıkamazlar.
Bedensel sabitliğiniz sırada, herhangi bir soruna çözüm arayabilir, geleceğinizle ilgili istediğiniz gerçek ve oyun kurgular yapabilirsiniz.
Yaratıcıya Güven

“İnananlar yalnızca Allah’a güvensinler”. “Eğer Allah’ı hakkıyla tanısaydınız, dualarınızla dağlar yerinden oynardı.”
Hayallerinizi Kullanın

Hedefledikleriniz sanki yaşıyormuşçasına kurgulama, ilgi alanlarınıza girmese de değişik hedeflere ilişkin kurgulama oyunları, sahip olmak istediğiniz özellikler hakkında kendinize ısrarla söyleyeceğiniz olumlayıcı sözler, bedensel ve duygusal yoğunlaşma çalışmaları, kullanabileceğiniz en etkin yöntemdir.
Özetleyen Sözler
· Kendi hakkınızda yaptığınız değerlendirme, hakkınızda bir duaya dönüşüyor.
· Sizin gücünüze değil, sizinle olan güce dayanacaksınız.
· Başaranlar, önce inandılar, sonra yaptılar, başaramayanlar ise önce yapıp sonra inanmayı deniyorlar.
Gerekçenin Ruhu

Gerekçenizin hayatınız üzerindeki etkilerinin şiddetini belirleyen ne derece gerçek olduklarıdır. Niyetinizde ne kadar samimi iseniz, sizin ve çevrenizin üzerinde oluşturacağı etki de o kadar yüksek olacaktır. İhlâs niyetin ruhudur.
Yaptıklarınızın ve arzuladıklarınızın arkasında gizlediğiniz gerekçenin sonucunu göreceksiniz, yaptığınızın veya amacınızın sonucu değil.(ALINTI)
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

emekli
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen emekli » Prş 22 May, 15:54

sevgili lotus,ruhsal enerjiler üzerine sanırım bazı kitaplar olacaktı bende,
bi bakayım,aynı temel özellikteki konulara değinmişler ve bizim dini
kültürel bağımızla uyuşuyorsa bende ilave edeyim emi.
iyi bir çalışma devam et...

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 16:02

Ediyorum ama çok amatörce..Yardımlarını bekliyorum..

bu konudasipariş edeceğim kitap:ruhsal enerjiden ziyade "ruhsal enerji astrolojisi ile ilgili..

ve bu konu HAKİKATEN ÇOK İLGİNÇ..

İşin Astroloji kısmını bir kenara bıraksak bile sırf RUHSAL ENERJİ KONUSU ÇOK İLGİNÇ BENCE..VE İNSANIN İMANINI VE İNSANLIĞINI ARTIRIR BU KONU..TABİ bu konuya dinsizlik boyutundan değilde imani şekilde yaklaşırsak..çünkü "imani akıl bu olayı" daha iyi kavrar..imansızakıl YOL ALAMAZ!..YERİNDE SAYAR!..ÇÜNKÜİMANSIZAKIL TÜM BUNLARI YARADANA KÜÇÜCÜK AKLIYLA MEYDAN OKUR..BU EN BÜYÜK ZAVALLILIK..EN BÜYÜK AKILSIZLIK OLUR..
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 16:42

Resim
Resim

YERİ GELMİŞKEN BİR ÖNEMLİ DİPNOT DÜŞMELİYİM..IŞIK HAKKINDA..KONUYLA İLGİLİDİR..


Işığı Kullanma Yolu
Elimde uzun yıllardır bulunan kitapcığı sizin için yazıp yolluyorum, umarım sizin içinize IŞIK olur.... Bu kitapçık Yüksek Bilinç seminerleri döneminden elimde olan bir kitapçıkdı. Bu kitapçığı John-Roger diye biri yada birileri yazmış Sn. Jale Gürsoy ise türkçeye çevirmiş.

(Yazar: Deniz)


Minik bir kitapçık bu, aslında isterdim ki hepinize bu kitapçıktan verebileyim, çünkü çöp adam şekilleri ile bir takım çizgiler çizip anlattıklarını canlandırmışlar ben size sadece anlatımları iletebileceğim, artık canlandırmayı da size bırakıyorum..:)) Ancak canlandırma ile ilgili bazı notları size parantezler içinde iletmeye çalıştım, mümkün olduğunca.

Sevgiyle ve ışıkla kalın...

Şimdi.... her şeyden önce IŞIK denilen bu şeyi kullanmaya başlamadan, onun ne olduğunu söylemek gerekecek.

Neden derseniz, bu IŞIK çevremizdeki en büyük güçtür. Ve onunla oyun oynamaya gelmez.
(şu da var ki, zaman zaman onun çok büyük bir şakacılık yanı olduğunu fark edersiniz)

O aslında nedir biliyor musunuz?...Yüce YARATAN’ın belirmesidir. O, bu düzeydeki EN BÜYÜK GÜÇ’tür... Büyük Parlak’tır... O, TANRI’nın burada, dünyada bir şey yaptırmak istediği zaman kullandığıdır.

İşte, her insanın içinde zaten bu IŞIK’tan bir parça vardır (bize HAYAT veren o’dur). Fakat bir de IŞIĞIN en yüce alemlerinde, sizin kullanmak üzere başvurabileceğiniz büyük, sonsuz bir kaynağı da vardır.

Bakın, bu IŞIĞI gerçekten görebilen kişilerin sayısı pek fazla değildir, çünkü siz onu bildiğimiz gözlerinizle göremezsiniz – siz ruhsal gözünüzle bakmak zorundasınız. (Ona üçüncü göz de derler).
Ve insanların çoğu öyle bir göze sahip olduklarını bile henüz bilmezler.

Ama sırf göremiyorsunuz diye o yok demek değildir.
(Siz yerçekimini de göremezsiniz. Öyle değil mi?).

Fakat sizin sadece körükörüne İNANÇ ile yetinmenize de gerek yok. Çünkü onun varlığını kendi kendinize ispat edebilmenin birçok yolları var; ve bu el kitabının amacı da budur.
(Burda bir mizansen ile “ben bir deneyciyim” diye yazı yazılmış)

Sadece körükörüne inanarak ortada dolaşmanın pek bir yararı olmaz, çünkü hepimiz akılcıyız, mantık sahibiyiz ve sanırım ALLAH o aklı kullanmamızı ister.
(burda gene bir mizansenle insana bir beyin uzatılıyor ve “al bakalım bununla ne yapabilirsin” deniliyor)

Doğrusu, olup bitenleri, tüm güç ve yeteneklerimizle anlamak daha kolay olur.
(gene bir mizansenle insan beyni kafasının içine yerleştirmiş olarak şu sözler vardır “hey, durmadan lafını ettiğiniz bu IŞIK hakkındaki saçmalıklar da neymiş bakalım?”)

Hımm, şimdi siz belki de IŞIĞI kullanmaya ne gerek var diye merak edersiniz. Bakın o, ALLAH’ın işinde ALLAH’a yardımcı olasınız diye size yardım edecektir; ve zaten eninde sonunda hepimizin yapmak istediğide bu değilmidir?
(gene bir mizansenle iki insan figürü çizilmiş ve biri diğerine “Tanrım SEVGİN’den bir parça da ona verebilirmiyim” der).
Başka seçeneğimiz olduğunu da sanmam.

Sonsuz seçme olanağımız olsaydı bile, ALLAH’IN işini yapmak çok hoş bir şeydir bence. Çünkü biliyor musunuz bu size gerçekten çok HOŞ BİR DUYGU verir.
O herkese ve her şeye karşı sizi öylesine NEŞ’E, SEVİNÇ ve SEVGİ ile doldurur ki içiniz içinize sığmaz, bu coşkuyla dolup taşar, nerede ise patlayacak hale gelirsiniz!

Öyleyse, kim bu iyi şeyleri etrafa yaymak böylece ALLAH’ın işini yapmak istemez ki?

İşte bunun için size IŞIĞI kullanmanın bazı yollarını söyleyecek ve onun size nasıl yararlı olabileceği hakkında bazı anahtarlar vereceğim.
Hayrınıza olması için, IŞIĞI çağırdığınız zaman hatırlayacağınız ilk şey;
“BÜTÜN’ÜN EN BÜYÜK HAYRI İÇİN” demek olmalıdır.

Zira başka bir ışık daha vardır ki, o olumsuz alemlerden gelir. Ona MANYETİK IŞIK diyenler de var. O, Büyük Parlak “İLAHİ NUR” değildir ve bencil maksatlar için gelişigüzel kullanılır (bilerek veya bilmeyerek).
(burda gene bir mizansenle iki kişi arasında bir diyalog kurmuşlar biri diğerine “Işık, ben şu kişiyi kendi kontrolüm altına almak istiyorum”der)

Ve bu manyetik ışığı kullanmak çok tehlikeli olabilir, çünkü o beraberinde bir KARMA salkımı getirir. (işte bu, insanların büyü ve onun gibi işler için kullandıklarıdır.)

Şu halde siz, her zaman “BÜTÜN’ÜN EN BÜYÜK HAYRI İÇİN” derseniz, o zaman otomatik olarak Büyük Parlağın ışığını EN BÜYÜK GÜCÜ davet etmiş olursunuz. Çünkü neyin HERKESİN ve HERŞEYİN hayrına olduğunu bilen sadece O’dur.

Sizin bütün o cümleyi mutlaka söylemeniz gerekmez, o kelimeleri düşünmek zorunda bile değilsiniz. Fakat sadece o KAVRAMI düşürseniz, IŞIK çağrınız olacaktır.

İşte şimdi size IŞIĞI kullanmanın bazı yolları:
Onu kullanmanın bir iyi yolu, kendiniz için kullanmaktır..

Eğer kendiniz hayli düşkün, neşesiz, çukurda hissediyorsanız ve mesela hisleriniz, duygularınız sizin tepenize çıkmış, üstünüzde cirit atıyorsa, ve siz bu çapraşıklığın içinden nasıl sıyrılıp çıkacağınızı bilemiyorsanız...

Hemen IŞIĞI çağıracak olursanız, o sizin için bu durumu gerçekten değiştirebilir. Şöyle ki, olasılıkla sizin zihninizi arıtır, berraklaştırır, ve siz birdenbire gerçekte neyin olup bittiğini açık ve seçik görebilirsiniz ve kendinizi o durumdan kurtarırsınız.

Veya O bir başka kişinin sahneye girmesini sağlar ve işin aslını size onun ağzından anlatır.

Yahut da içinde bulunduğunuz ters durumu sizin için daha da KÖTÜ hale sokar, böylece siz tam çaresizlik içinde PATLAYIŞLA kendi özgürlük yolunuzu kendinize açarsınız.

Görüyorsunuz ya, bu gibi durumlarda IŞIK, çeşit çeşit yollardan işini görebilir. Fakat şunu aklınızdan çıkartmayın:
SİZ IŞIĞA, NE YAPMASI GEREKTİĞİNİ, YA DA NASIL YAPMASI GEREKTİĞİNİ ASLA BİLDİREMEZSİNİZ.

Bildirebilirsiniz de, bu bir işe yaramaz...Çünkü o çağrıldığı zaman, bütün’ün en büyük hayrına nasıl çalışacağını bilir. Ve çok büyük bir olasılıkla, en büyük hayrın ne olduğunu siz bilmiyorsunuzdur.

Çok zaman bunu bildiğimizi düşünmek hoşumuza gider. Fakat GERİYE DÖNÜP baktığımızda, hiç de öyle olmadığı apaçıktır.

IŞIK sizin yapmasını istediğiniz şeyi yapmadığı için bazen de öylesine mutlu olacaksınız kii..
Çünkü, ya yapmış olsaydı, başınıza ne işler açılacaktı...

Bir başka durum da; diyelim ki, birisi ile KAVGA ederken IŞIĞI kullanmak isteyebilirsiniz..
Her ikiniz de birbirinizi ve kuşkusuz kendinizi incitiyorsunuz, bunu da görüyorsunuz..
Fakat nasıl durduracağınızı bilmiyorsunuz..

İşte böyle bir durumda IŞIĞIN yardımı, sizi birdenbire gülmeye başlatmasıdır.
Ve bildiğiniz gibi bu da kavganın keyfini kaçırır.

Ya da o sizi birdenbire ağlatabilir. Bu da bir yığın değişikliğe yol açar. Böylece durum da değişmiş olur. Tartıştığınız kişiye belkide ne yaptığını fark ettirebilir ve o özür diler.

Yahut da IŞIK, kavganın daha da kötüye gitmesine yol açar, her ikiniz de kendinizi çok kötü hissetmeye başlar ve ne berbat bir iş yapmakta olduğunuz ikiniz birlikte fark edersiniz. Ve birbirinizi öldürmeye kalkmadan önce, söylemiş olduklarınızı geri alırsınız.

Görüyorsunuz ki her şey, her birimizin hangi RUHSAL TEKAMÜL aşamasında olduğuna ve her birinizin EN BÜYÜK HAYRI için ne çeşit bir DERS almanız gerektiğine bağlıdır.

Bazen değişmesini istediğiniz ve değiştirsin diye IŞIĞI çağırdığınız durum, tam da sizin en büyük hayrınız için gerekli olan durumdur. O zaman HİÇBİR DEĞİŞİKLİK OLMAZ.

Bunu hatırda tutmanız çok iyi bir şeydir. Böylece size yardım etmiyor diye IŞIĞA kızamazsınız.

Eğer hiçbir şey olmuyor gibi görünüyorsa, o zaman durumun açıklığa kavuşturulması için IŞIĞA sormak ve olanları anlayabilmek iyi olur.

IŞIĞI kullanmak isteyebileceğiniz bir başka durum da, görünüşte hiçbir probleminiz yok iken her nedense DENGENİZİN bozulmuş olduğunu hissettiğiniz zamandır.

Böyle bir şey, sizin üç ayrı ben’inizin bir konuda anlaşamadıkları ve birbirleri ile itişip kakıştıkları zaman olur. Bildiğiniz gibi, içinizde üç ayrı BEN’iniz vardır. Onlar ruhunuzun tecrübe kazanmak için kullandığı BEN’lerdir.

ÜST BEN (ÜSTÜN BENLİK)
RUH= BEN ( BİLİNÇLİ BENLİK)
ALT BEN (TEMEL BENLİK)

Ve onlar bir bütün olarak birlikte çalışırlar gibi görünürlerse de birbirlerinden ayrıdır ve fonksiyonları farklıdır. İşlerin yürütülmesi hakkında çeşitli görüşleri vardır.

Hepimizin görüp bildiğimiz ben BİLİNÇLİ BEN’dir.

Bu BEN, kişinin eylemlerini yöneten, beynini kullanan ve bütün seçimleri yapandır. Genellikle bu ben’imizi, daha başka iki ben’imiz olduğunu fark edinceye kadar KENDİMİZİZ zannederiz.

Bir de TEMEL BEN’iniz vardır.
Sizin bedeninizden, duygu ve heyecanlarınızdan sorumlu olan BEN’dir.

Bize birçok dertler çıkartan, öyle görünüyor ki bu ben’dir. Siz onun kim olduğunu fark edinceye ve sizin, yani bilinçli ben’in PATRON olduğunuz ve karar verme işinin size ait olduğunu ona anlatıncaya kadar işler biraz zor olacak.

Zira insanlar birçok hallerde, temel ben’lerinin uzun bir süre yaşamlarını yönetmesine izin vermişlerdir.
(gene bir mizansenle “gel, gidip ondan intikam alalım ve sonra bunu kutlamak için elmalı pastanın hepsini yiyip bitirelim” diye bir örnek vermişler)

Ve siz “Bak, Temel Ben, burada patron benim, ve ben ne dersem sen onu yapmak zorundasın” dediğiniz zaman bu tıpkı bir çocuğun elinden en sevdiği oyuncağını almak gibidir.

Yalnız, bu sizin ona karşı kaba davranmanız ve ona durmadan emirler vermeniz gerekir anlamına gelmez.
(bir örnekle gene kişinin temel ben’nine “bir daha seni karamsar ve kederli olacak olursam döverim”diye söylerken çizmişler)

Asla!...
KESİN ama bir yandan da SEVGİ ile davanmanız gerekir. Çünkü onun işbirliğini kazanmanız lazım.
(Gene örnekle “Gel şu işi birlikte yapalım”diye göstermişler)

Onun bedeninizi ve heyecanlarınızı kontrol ettiğini görüyorsunuz. Ğer isterse ona yapılan bu hareketi size epey pahalıya ödetir.
(Gene çizimler ile temel ben’in bize “pekala öyle olsun! Sana öyle bir mide ağrısı vereceğim ki gör bakalım”dediğini göstermişler)

Öyleyse ona bir BEBEK imiş gibi davranmalısınız; hayatını sevgi ve anlayışla yönlendirdiğiniz bir bebek imiş gibi....

Bir de ÜSTÜN BEN’liğimiz vardır. O gerçekten Bilinçli Ben ile Temel Ben arasında geçen bu tür saçmalıklarla uğraşmaz.

O her konuda çok TARAFSIZ kalır. Çünkü o sizin bu hayat sürecinizde ne yapmak için dünyaya geldiğinizi bilir. Onun işi sizi RUHSAL YOL’unuza yöneltmektir. Ve herkesin yönelmiş olduğu aleme ulaşabilmek için ne yapmanız gerektiğini bilir.

Fakat eğer siz (bilinçli benliğiniz olarak) ona aldırmayacak olursanız, pekala, o kızmaz, hiddetlenmez, size bağırıp çağırmaz, ya da üstünüze yıldırımlar yağdırmaz.

O hiç rahatsız ve tedirgin olmadan kendi işine devam eder. ALLAH’ın ne olduğunu ve adına DÜNYA denilen bu tuhaf yerde gerçekte ne için bulunduğunuzu sezip anlamanız için..

İşte her neyse, bu üç ben sizin içinizde herbiri kendi işine bakarken bazen onları çizgide ve dengede tutmak zor olur.
O zaman IŞIĞI çağırıp, işleri düzeltmesi için onun yardımını istemek iyi olur.

Bazen bu noktada şöyle bir şey olur; birdenbire çok uykunuz gelir, gidip biraz kestirirsiniz. Ve uyandığınız zaman, kendinizi çok iyi hissedersiniz. Çünkü rüya halinde iken dengeyi sağlayacak bir faaliyetiniz olmuştur.

Yahut da, yardıma çok çok ihtiyacı olan biri ansızın kapıdan içeri giriverir.
Böylece kendinizi düşünmeye son verir, onu ve ona YARDIM ETMEYİ düşünmeye başlarsınız.

Olan şudur: IŞIK sizi ruhsal idrakın daha yüksek hallerine çekmek için çeşitli metodlar kullanır. Ve sizin kendinizi daha iyi hissetmeniz bu sebepledir daima.
Ama size ve duruma bağlı olarak farklı metodlar kullacaktır.

IŞIK’ın bir başka kullanım yolu da, başkalarının herhangi bir problemi varken IŞIĞI onlara göndermektir. Ve onun iyi bir sonuç yarattığını seyretmek hoş olur.

Onu bir başkasına göndermenin çeşitli yolları vardır. Güzel bir yol; her şeyden önce onu o kişinin en büyük hayrı için çağırmak ve sonra tahayyül gücünüzü kullanarak (başlangıçta böyle yapmak gerekecek) onun size, içinize geldiğini ve daha sonra üçüncü gözünüzün bulunduğu yerden dışarı doğru aktığını hissetmektir.

Daha sonra onun doğruca o kişiye aktığını ve onun etrafında hızla dönerek o kişinin kendisi hakkındaki ruhsal idrakını uyandırdığını tahayyül edin.

Gerçekten dikkat etmeniz gereken bir şey, IŞIĞA ne yapması gerektiği hakkında özel talimat vermemenizdir. Çünkü o , kişinin derdinin ne olduğunu bile tam bilmiyor olabilirsiniz.

Örneğin, bir arkadaşınız durmadan akan burnundan, aksırık ve öksürükten perişan halde ve siz, “Ah IŞIK, lütfen git ve arkadaşımın soğuk algınlığını onun hayrına geçir” diye düşünürsünüz.

Ve HİÇBİR ŞEY OLMAZ, o yine aynı şekilde hasta kalır.

Ama IŞIĞI suçlamayın, çünkü arkadaşınızın rahatsızlığı büyük bir olasılıkla ALLERJİDİR, hiçte soğuk algınlığı değil.

Öyleyse yapmanız gereken şey şudur: Bırakın hastalığın teşhisini IŞIK koysun. Ve bırakın o en iyi şekilde tedaviyi bildiğince kendisi yapsın. (ve IŞIK mükemmel bilgiye sahip olduğundan, bazı güzel çareler ve yollar bilir.)

Hatırlamanız gereken bir başka şey de IŞIĞI bir başkasına gönderirken, onun orada işini bitirdikten sonra dönüp size gelişini tahayyül etmenizdir. Bu gerçekten çok hoş bir şey olur. Böylece siz de bir ölçüde bu güzel eylem içinde yer almış olursunuz.

Onun size gelip çarpışını fark edeceksiniz. Çünkü eğer gerçekten uyumlanmış halde iseniz, onu hissedebilirsiniz. Bazen o sizin birdenbire gülüvermenize sebep olabilir.

IŞIĞI kullanma eğitiminin en iyi yanı şudur;
Olup bitenleri başlangıçta anlayamasanız bile, bu konuda pratik yapmanız yine de çok hoş ve yararlıdır...

Çünkü kendinizde birçok iyi ve güzel değişmeler fark etmeğe, insanlara çok daha fazla sevgi duymaya başlarsınız ve YARADAN ile aslında nasıl BİR olduğunuzu ve hayatın ne kadar güzel olduğunu fark edersiniz. Ve bazen siz kendinize rağmen...IŞIĞA inanmaya başladığınızı görürsünüz.

Çünkü içinizde BİR ŞEY uyanmaya ve size şöyle demeye başlamıştır.
Evet, IŞIK gerçektir. Ve sen O’sun O da sen”..........

Kısa zamanda harika bir şey olur!...
Bakarsınız ki artık siz İNANAN biri iken BİLEN biri olursunuz.

Ve bu noktada, artık inanmamanız mümkün olamaz. Çünkü sizin tüm yaşamınız değişmiştir.
(Gene bir mizansenle anlatmışlar bur da kişi şunları düşünmektedir “Bir zamanlar peşimi bırakmayan bütün o karamsarlık ve güçsüzlük halleri nerede kaldı?”)

Ve biliyor musunuz ki siz, bir yere, gerçekten güzel bir yere gidiyorsunuz... oraya ulaşmayı çoktanberi istiyordunuz.
Ve sonunda .....şimdi, oaraya nasıl ulaşacağınızı artık biliyorsunuz.

Ve biliyormusunuz? Birgün kendinizi şöyle söylerken bulacaksınız:
IŞIK GERÇEKTEN İŞ GÖRÜYOR !(alıntı)
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 16:47

BU KONUYLA İLGİLİ ÖNEMLİ BİR DİPNOT DAHA GÖNDERİYORUM KONUYU BÖLEREK..ÇÜNKÜ BENCE KONUNUN ANLAŞILMASINAYARDIM EDECEK BİR NOT..
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 16:54

Resim
Resim

DÜNYAHAYATININ HEDEFİ NEDİR?


Dünya hayatının hedefi, ruhun madde ile yakınlık kurması, madde deneyimi kazanmasıdır. Dünyada yaşayan her insan bu sonuca açık şuurla varamaz, fakat aşikâr olmasa da hedef budur. Kendisine bu bilgi verilenler dahi bu gerçeği kabulde güçlük çeker. İşin kolayı, bütün yaratılışın zaten amacı olan tekâmül ya da şuurlaşma cevabını burada da verivermektir, ama soru sınırlı dünya yaşamı ile ilgili olduğuna göre daha özel bir cevap gereklidir ki o da varlığımızın ebedi unsuru olan ruhumuzun maddi ünsiyet kazanmasıdır.


Maddi deneyim neden gereklidir? Madde, Yaratıcının varlık için çizdiği sonsuzluk yolundaki geçitlerden birisi de bu geçidi aşmak, maddeye yön vermek, ona hükmetmek anlamındadır. Genelde varlık ve özelde insan, varlığın özündeki potansiyel nedeniyle pek çok sorumluluğu yerine getirmekle yükümlü kılınmıştır. Bu sorumluluklardan bir tanesi de maddeye tekâmülünde yardımcı olma sorumluluğudur. Bilsin ya da bilmesin insanın üstlendiği işlerden biridir bu. Ayrıca o, yol göstericilerinin rehberliğinde kendisi gelişirken hemcinslerine ve yoldaşlarına da yardımcı olmak durumundadır. Bu anlamda dünya maddesi de insanın yoldaşıdır. Bu rolünü nasıl oynayacağı her varlığın özgün yapısına göre değişiktir. Yani herkesin yapacağı farklıdır. Onun için “Siz O’na ve O’nun eli olduğunuz yola tarif aramayınız. Zira O ve O’nun Yolu sonsuzdur, geniştir, çizilemez.” denilmiştir.
Osman Türkmenler – 25.02.2008


Hedef; Bizler varlık olarak genlerimize “Rabbini bileceksin, Kendini bileceksin, Tekâmül edeceksin” öğretilerini genlerimize kotlayarak büyük maceraya başladığımızda belirlemiştik. Ana kaynaktan yüce öğretileri almış, Yaradanı bilmek ve öğrenmek kaygısı ile maddeye yönelmiştik.

Dünya hedefimiz ise bu asıl hedefin küçük bir kısmını teşkil etmektedir. Üç boyutlu dünya yaşamı ile hepimizin hedefi dördüncü boyut, yani cennet boyutuna ulaşabilmektir. Bizler için dördüncü boyutta son değildir. Ondan sonra beşinci ve altıncı boyutlar gelir… Bu şekilde ilahiyane sürüp gider. Tekâmül ebedidir, her ufkun sonunda başka bir ufuk noktası hedefimiz olur.
Orhan Yarat – 25.02.2008


Dünya ve hayat, birbirinden ayrılmaz iki kelime. Yüksek düşünceler dünyamızın hayatlarımız için bir sahneden ibaret olduğunu söyler. Dünya, maddi âleme açılan bir kapıdır. Bizler birer bedene sahip ruhsal ışık varlıkları olarak özümüzde zaten varolan bilgeliği barındırırken ve buna sahip iken neden bunu tekrar hatırlamaya çalışıyoruz ve ona ulaşmaya çalışıyoruz...


Yüksek bilgilerin ışığında bu amacın "tekâmül" esası olduğu söylenmektedir. Birer maddi bedene sahip olan öz'lerimizin, kendi bilgeliği ile dünya bilgisini açması, bulması ve sentezleyerek ışık değerlere (yüksek sevgi değerleri) ulaştırması beklenmektedir. Dünya dual sisteminde öz ve ince olan ruhsal bilgelik ve enerji ile kaba olan maddi çekimi dengeleyerek yani aslında buna acı çekerek bilgileri pekiştirmek ve hayata sokabilmektir diyebiliriz. Çünkü dünya dual sistemi ve bu sistemin yarattığı toplumsal yapılar ve değerler, egosal bir hayat içinde yaşayan insan topluluklarına dönüşmüştür ve bu egosallıktan kurtulmanın tek yolu farkındalık ile de olsa acı çekmekten geçer, sınavlardan geçer, her verilemeyen sınav insanın karşısında yeni bir engeldir ve engeller bize acı verir. Acı değeri ise egonun isimlendirdiği ve acılaştırdığı bir değerdir. Aslında her acı özünde nice bilgiler ve dersler barındırır ama insanoğlu bunu görmezden gelme eğilimindedir.

Zaten işte insan varlığının tekâmül etmesini gerektiren en önemli olgu da budur; Artık acılarla yaşamaya son vermek ve yüksek sevgi değerleri ve anlayışla dünyada öz olan ve maddi olanı bir etmek. Bu da anlayış, kardeşlik, empati, barış ve bir arada ve anda bulunuşlar demektir. Bu yolculuğu birlikte katettiğimiz tüm insanlık ve dünyanın canlı ve maddi varlığına en az acılı bir yolculuk dileği ile...

Volkan Topaloğlu – 25.02.2008


—İnsanın kendini bilmesi, Yaratanı bulmak ve O’nun yolunda, rızasında bulunmak çabası.

—Kendisine bahşedilen yeteneklerini yerinde ve yeterince kullanması.

—Zamanını boşa harcamaması.

—Hiçbir ayrım yapmadan, herkesi kul kardeşi olarak, kendisi gibi görmek. Hataların yanlışların da birer hikmeti olduğunu düşünüp bunları görmeye bulmaya çalışması.

—Kin nefret öç alma vb. olumsuz duygulara kapılmamayı, bunun içinde dua etmeyi,

—Duygularını tatmin ederken önüne çıkan engelleri, O’nun rızasına uygun, O’nun yolunda gitmek için aldığı gerçek bilgileri uygulama görevinde olduğunun idrakine varması.

—Yaşamı hem kendisine hem de etrafındakilere huzurlu etmek için gayret ederken vicdanının sesini dinleme görevinde olduğunu unutmamasıdır.

—Mükemmel insanın özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: huzurlu dürüst, alçakgönüllü, iyiliksever, çalışkan, merhametli, bilgili, hoşgörülü, sevgi dolu, bağışlayıcı.

Dünya hayatının hedefi bunları başarmaktır.

Fahire Öztekin – 27.02.2008


Dünya yaşamının amacı, insanın kendini tanımasıdır. Kendini tanıma aynı zamanda gücünü ve bu güçle yerine getireceği görevi tanımadır. Kendini tanıma, Vareden’i tanıma, Birliğin ne olduğunu anlama, sevgiyi yaşamadır. Bu büyük amaç için insan çeşitli evrelerden geçer ve bu evrelerin daha küçük amaçlarını gerçekleştirerek asıl Büyük Amaca ulaşır.


İnsan, sevgisi kadar bütün bunları başarır. Dünya yaşamının amacı sevgiyi öğrenmek de diyebiliriz. Ancak hangisini söylesek, içinde diğerlerinin de olduğunu bilmeliyiz. Kendini tanıma olmadan sevgi olmaz, sevgi olmadan kendini tanımak mümkün değildir. Her kavramın anahtarı diğer kavramın içindedir. İnsan aynı zamanda dünyada özgür düşünceyi, sezgiyi, farkındalığı öğrenir; Küçük küçük anahtarları kullanarak büyük anahtarlara ulaşır. Dünyada başarılması gereken sevginin çok önemli sonuçlarından biri de kozmik işbirliğini öğrenmektir; kozmik işbirliği, görevini yerine getirmek, yani amacına ulaşmak için vazgeçilmez koşuldur.


Tüm varoluş sistemleri birbirine hizmet ederek birliğe ulaşır. İnsan kozmik işbirliği ile kendisinin hizmet edeceği sistemle bağlantısını görecektir. Bugün için insanın hizmet edeceği sistemin Dünya ve üzerindeki her şey olduğunu söyleyebiliriz. İnsan bunu anlayabildiğinde öyle bir güce sahip olacaktır ki örneğin depremleri, sel baskınlarını, tayfunları önleyebilecek veya etkilerini çok aza indirecektir; dünyanın enerjisini yükseltecek ve dünyanın da hizmet vereceği bir sisteme bu hizmeti vermesini sağlayacaktır.

Güney Haştemoğlu


Ben buradan çıkan iki soru üzerinde durmak istiyorum. Birincisi; dünya hayatının topluca gerçekleştirilecek hedefinin ne olduğu, ikincisi de; dünyadaki bireysel bulunuşumuzun hedefinin ne olduğudur.

İlk önce, bireysel olandan başlamak istiyorum. Hepimiz, dünya da yaşıyoruz diyoruz, ama ne için yaşadığımızı biliyor muyuz acaba? Bu soru; bizlerin farkına vardığımız bir şeyler üzerine zaman zaman kendimize sorduğumuz sorudur aslında. Esas olan neyin farkına nasıl vardığımızın bilinmesidir. Hepimiz ayrı ayrı yeteneklere sahip varlıklarız. Bizler dünya hayatımızdaki hedefi bilmemiz için; ilk önce, içimizdeki yetenekleri keşfetmemiz gerekir. İşte sırf bu yüzden, hayattaki hedeflerimizi, taklit hedeflerden seçmememiz gerekir. Taklit hedefler; bir başkasında görüp, özenerek kendimize giydirmeye çalıştığımız hedeflerdir. Giyinmeye çalıştığımız bu hedef, bize 1 – 2 numara küçük ya da büyük gelebilir. Eğer o hedefin içine sığmaya çalışırsak boşuna zaman kaybetmiş oluruz. Hepimizin, ayrı ayrı güzelliklere sahip, yetenekleri mevcuttur. Önemli olan; en iyi yapabileceğimizi düşündüğümüz yeteneğimizin üzerinden, gideceğimiz hedefimizin doğru seçilmesidir. Bu hedef belirlendikten sonra, üzerimizdeki eksik parçaları da, bu hedef üzerinden tamamlayarak, olgunlaşma yönünde bir adım atmış oluruz. Bu aşamadan sonra hedef üzerinde git gide çalışıp, olgunlaşıp, uzmanlaşmalıyız. İşte o uzmanlık bilinciyle, dünyadaki tek olan hedefimize ulaşmış oluruz. Böylelikle; dünyanın da toplu hedefine katkıda bulunmuş oluruz.

Dünya hayatının hedefi; içimizde keşfedilmeyi bekleyen yetenekleri ortaya çıkararak, çarçur etmeden, birbirimiz üzerinden güç bularak, istenilen olgunluğa ulaşıp, O’nun ışığına bir adım daha yaklaşmaktır.
Tarık Öztürk

Bu kendimize sık sık sorduğumuz bir sorudur, çünkü bugün uzanabildiğimiz, güç bulduğumuz cevap, yarın alıştığımız genel bir cevaba dönüşecektir. Ya üzerine bir adım daha çıkmak gerekecektir ya da ona daha yaklaşabileceğimiz yeni bir menzil gerekecektir. Örneğin, hayatımızın üst amacı “şuur kazanmak” ise, “neden şuur kazanmak” sorusu bizi daha üst bir hedefe ve “nasıl kazanmak sorusu” yeni bir menzile götürür. Daha üst bir hedef, “hizmet etmek için şuurlanmak” olabilir. Yeni bir menzil, “şuurlanma çalışmamız için kendi alanımızda yeni bir çalışma planı yapmak” olabilir. Hayatın hedefi iki yönde ilerler; bir yandan yükselirken, diğer yandan bize uzanır.


Dünya hayatının hedefi O’nun bildiği, bizlerin hissedebildiği kadar algıladığıdır. Elbet ki hayat insanların gördüğü kadar kişisel değildir ve hayata tutunabilmek bu kadar zor olmamalıdır. Böyle yavan ve yıpratıcı hale gelmemelidir. Onu bu hale getirenler toplumu insanî zaaflar üzerinden yönetenlerdir. Geçim kaygısı veya maddi doyumsuzluk hayatı büyük ölçüde anlamsızlaştırıyor. Hayatımızın amacı ne karnımızı doyurmak, ne de giderek daha fazla lüks içinde yaşamaktır. İnsanlık bu ikisi arasında sıkışmış. Ailesiyle, sevdikleriyle mutlu ve huzurlu olmak en önem verdiği husus olmuş. Dünyayı böyle daraltmak, yaratılış amacından kopmak, Yaratan’dan uzak durmak ve hayatın anlamını boşaltmaktır.


Hayatın hedefi, hayatın anlamını oluşturan en önemli unsurdur. Diğer anlamlar onunla anlam kazanırlar. Hedef yoksa sevgi, dostluk, aile, sağlık gibi en güzel anlamlar bile solarlar. Aslında hayat anlamda yaşanır. Zaman bize sadece anlamı söyler. Anlamı kaybolan bozulmaya uğrar. İnsanlık bu yüzden daima yokoluşa doğru ilerlemiş. Bugün de yüce bilgi çok çeşitli kanallardan yeryüzüne indi ve haberdar olanlar çoğaldı. Buna rağmen değişime direnen ve bilgiyi inkâr eden kişi süratle kendi gücünden harcamaya başlar. Bilgi bilince dönmüyorsa yok edici olur, zira gerçek bilgisinin içerdiği güç muazzamdır. Ona direnmek insanı bitirir. Bilginin sorumluluğu hayatîdir. Bilgiye giren kişi artık sadece ve sürekli artan şekilde ona uyma gayreti ve kararlılığı içinde güzelleşecektir. Gerçek insan olacak ve gerçek hayatı bilecektir.

Altan Gürol – 29.02.2008

Ruhsal, ezoterik ve kozmik bilgilerinde söylediği gibi Dünya gezegeni; ruhsal yeteneklerimizi artırarak tekamül değerlerinin kazanıldığı bir ‘okul’ dur. Bir tekâmül ortamıdır. Derslerin zor ve meşakkatli olduğu bu okulda zorluklardan geçerek ruhsallığımızın farkına varmak içindir. Bu zorunlu eğitimlerin tamamlanması gerekmektedir. İnsanların ruhsal durumlarına göre karşılaşacakları olaylar (sınavlar) da farklıdır. Gereken ruhsal olgunluk düzeyine gelene kadarda çok sayıda olaylarla karşılaşır ve hedefe varıncaya kadar devam edilir. Sayısız olayların amacı bizleri gerçek insan olmaya hazırlamak, insanda var olan henüz kullanma yetisi olmayan yeteneklerimizi açığa çıkararak gerçek anlamda evrensel, ruhsal bir varlık yapmaktır. Sayısız ruhsal tesirlerin içinde olduğumuz bu hayatımızda bunların farkında olarak yaşamak ve gerçek yaşam amacımızı anlayarak doğru yönü tayin edebilmektir. Hedef bir üst boyuta geçebilmektir

Oğuz Demir – 01.03.2008
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..

Kullanıcı avatarı
lotus2
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Mesajlar: 2702
Yaş: 48
Kayıt: Pzr 11 Şub, 07:13
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

Okunmamış mesaj gönderen lotus2 » Prş 22 May, 16:57

Resim
Resim

RUHSAL ASTROLOJİ


*Kişiliğiniz, gerçek yaşam amacınız, önemli hedefleriniz, en derin arzularınız ve gereksinimleriniz

*Bu hayatta geliştirebileceğiniz özel yetenekleriniz, ve başarılı olabileceğiniz meslekler

*Kişiliğinizde bulunan, gerçek yaşam amacınıza ulaşmanızı engelleyebilecek olumsuz eğilimler, ve onları nasıl aşabileceğiniz

*Size kalıcı bir doyum getirebilecek ilişki stratejileri, ve sevdiklerinizi sizden uzaklaştırabilecek davranışlarınız

*Geçmiş yaşamlarınızdan gelen, kolayca içine düştüğünüz ve kaçınmanız gereken tuzak

*Olumlu enerjinizi ortaya çıkarmanıza ve size gerçek mutluluğu getirebilecek nitelikleri güçlendirmenize yararlı olacak iyileştirici onaylamalar

*Kısacası, bu hayatta gerçekleştirebileceğiniz ruhsal kaderiniz!

''Bu kitap zihinleri ve ruhları aydınlatacak, ilişkileri zenginleştirecek, yaratıcı olanakları genişletecek, ve yaşamları değiştirecektir
"ALEM HEPİMİZE YETER, BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM: "İLLAKİ İNSAN OLMAK"..


Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

“Astroloji” sayfasına dön