AVRUPA GÜVENLİK VE SAVUNMA POLİTİKASINDA TÜRKİYE

Kategoriler Dışındaki Genel Konularla İlgili Araştırma Yazıları.
bilge
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0

AVRUPA GÜVENLİK VE SAVUNMA POLİTİKASINDA TÜRKİYE

Okunmamış mesaj gönderen bilge » Cum 24 Kas, 13:21

AVRUPA GÜVENLİK VE SAVUNMA POLİTİKASINDA TÜRKİYE’NİN YERİ
Dr. Mireille Sadége

Avrupa Birliği’nin Siyasal Bütünleşme Süreci (Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’ndan (ODGP) Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’na (AGSP) Geçiş)
Avrupa’nın stratejik konumunun 1989’dan itibaren geçirdiği değişim, 1990-1991 Körfez savaşı sırasında Avrupa’nın gösterdiği siyasî ve askeri zayıflık ve son olarak eski Yugoslavya’da 1991’de başlayan kriz, Avrupa’ya özgü bir savunmanın gerekliliğini ortaya koydu. Böylece, Avrupa Birliği tarafından Şubat 1992’de, Maastricht’te imzalanan anlaşmayla ortak bir dışişleri politikası ve güvenlik örgütü kuruldu (ODGP). Bu durum Avrupa devletlerinin soğuk savaşın bitiminden sonra yeni koşullara uyum göstermesinin bir kanıtıydı. ODGP’nin iki işlevi vardı : Birincisi Avrupa’nın siyasal bütünleşmesi ve ikincisi de uluslararası arenada Avrupa’nın rolünü güçlendirmekti. Ayrıca Batı Avrupa Birliği de (BAB) AB’nin “silahlı kolu” olarak düşünülmüştü. Ve son olarak anlaşma, “ ortak bir savunma siyasetinin, gerektiğinde ortak bir savunmaya dönüşebileceğini ”1 ortaya koymaktaydı.

1994 Berlin ve 1996 Brüksel görüşmelerinde, NATO ülkeleri Dışişleri ve Savunma bakanları Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nin (AGSK) kabul ettiler. Bu kavramı ile Avrupa’nın güvenliğini sağlamak için AB’nın yeni görevler üstleneceği ve böylece NATO’nun yükünün azalacağı ifade edilmiştir. AGSK böylece NATO bünyesinde kurulacak ve İttifak’ın iç uyumu kapsamında yer alacaktı.2 Dahası, NATO’nun Avrupa güvenliğinin sağlanmasındaki temel konumunun değişmezliği de hep vurgulanmıştır.

Fakat 90’lı yıllarda Avrupa’nın zayıflığı “ Batı Avrupa Birliği, Avrupa Birliği’nin güvenlik kolu ” ya da NATO’da “ Avrupa ayağı ” gibi çözümlerinin yetersiz olduğunu gösterdi.3 Ve 1998 yılındaki bazı gelişmeler, AGSK tartışmalarında önemli bir dönüm noktası oldu. Avrupa bundan böyle siyasî ve askeri araçlarını AB kapsamında geliştirecekti ve savunma yeteneklerini ön plana çıkacaktı. Kosova krizi, bu konuda fikir birliği oluşmasına ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın (AGSP) kurulmasına yol açtı. Avrupa Birliği zirveleri arasında AGSP’nin kurulmasına yol açan iki zirve etkili olmuştur: Birincisi Aralık 1998’de Saint-Malo’da toplanan Fransız-İngiliz Zirvesi’dir. Bu zirvede İngiliz ve Fransızlar Avrupa Birliği’nin uluslararası sahnede otonom bir askeri güce sahip olması gerektiğini belirttiler. İkincisi Aralık 1999’da Helsinki zirvesiydi. Bu zirvede AGSP çerçevesinde operasyonel kurumların ve araçların yapılanmasına karar verildi. AB, NATO’nun önemini kabul etmekle beraber uluslararası ilişkilerde daha bağımsız bir rol oynacağının ilk resmi işaretini verdi.

AGSP’nin hedefi, NATO kapsamı dışında kalan Petersberg görevlerinde4 AB’ye yetki vermekti (Petersberg görevleri insani yardımlar ve kurtarma, barışı sağlama görevleridir.) Bu durumda, AB bünyesindeki askeri bir kolektif saldırı ve savunma aracından ziyade, barışı korumaya yönelik otonom bir güç söz konusuydu.

Avrupa savunması konusunda, AGSP’nin yerini, işlevlerini ve Atlantik Savunması konusundaki araçlarını belirlemek gerekmekteydi. Bu çerçevede, Avrupa Birliği’nin silahlı kuvvetleri ve NATO’nun “ Avrupa ayağı ” olan BAB, hâlâ bu görevlere adapte olmamıştı. BAB konusundaki “asıl eksiklik AB’nin ortak bir siyasî eğilim eksikliğiydi”. Bu açıdan bakıldıgında BAB’ın Avrupa Birliği’ne entegrasyonu, yapısal uyuşmazlık sorununu çözecekti.6 Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın görev alanı, NATO’nun alanının dışındaki kriz yönetimi olacaktı. NATO’nun görev alanı ise Washington antlaşmasının 5. maddesine bağlı olarak kolektif güvenlik olacaktı. Böylece 2000 senesinin sonunda “ BAB’ın görevi sona erecekti”.7

Göründüğü gibi soğuk savaşın sona ermesi, bazı Avrupa ülkelerinde özellikle Fransa’da, Avrupa’ya daha büyük bir rol verme ve Avrupa-Amerika ilişkilerini yeniden gözden geçirme ihtiyacını doğurdu. Fakat Washington, Avrupa’nın bu uzun vadeli ve NATO’nun varlığı için zaralı olabilecek görüşüne iyi gözle bakmıyordu.8

Türkiye, savunma konusunda, bu dönemde AB’ye yaklaşmaktaydı. AB’nin savunma konusu Türkiye’ye daha az uyuşmazlığın yaşanacağı bir alan gibi görünüyordu. Bu çerçevede, Türkiye Aralık 1991’da, NATO üyesi olan fakat AB üyesi olmayan tüm ülkeler gibi Batı Avrupa Birliği’ne katılmak üzere davet edildi. Maastricht antlaşması çerçevesinde önerilen bu ortaklık 6 Mart 1995’te yürürlüğe girdi. Böylece Türkiye Avrupa’yla savunma konusunda daha yakın işbirliğine girdi.

Şimdi, sadece NATO üyesi olan ama AB üyesi olmayan Türkiye’nin, bu işbirliğinde, konumu nedeniyle yaşadığı sorunları inceleyelim.

Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılması
Ankara ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler ince ve hasa gibi görünmekte, fakat Avrupa savunması söz konusu olunca, Türkiye’nin jeopolitik önemi köklü bir olgu olarak ortaya çıkıyor. Türkiye, Batı’ya yaklaşma arzusunda, bu nedenle de 1952 yılından beri NATO üyesi. Türkiye’nin NATO’ya girişiyle başlayan bu süreç, askeri güçlerin artmasına ve modernizasyonuna eşlik etti. Aynı zamanda Ankara ve Avrupa Birliği arasındaki dialoğu da güçlendirdi.

Türkiye, bugün NATO bünyesinde ABD’den sonra en büyük ikinci orduya sahibdir. Özetlersek, etkili bir ordu oluşturma kaygısı Türkiye siyasetinin değişmez bir parçası. 1997’den beri Türkiye’nin, araştırma ve geliştirmeye yöneldiği bu sektördeki yatırımları gitikçe yükselmekte.10 Soğuk savaş sonrası dönemde, Türkiye savunma alanındaki harcamalarını kısmadı. Böylece ordusunun modernizasyonu ve gelişmesi konusundaki çabalarını kanıtladı.

Kasım 2000’de, askeri güçlerin Avrupa Birliği’yle katılımı için yapılan konferansta, Türkiye önemli bir katılım projetsi sundu. Böylece Türkiye’nin Avrupa savunması konusundaki maddi katılımı arttıkça, ulusal araçlarının kullanımına dikkat etme isteği de büyüyordu diyebiliriz. Türkiye bilinçli bir katılımla, bu alandaki varlığının altını çizmek istiyordu.

Ayrıca Türkiye, Batı Avrupa Silahlanma Grubu’na (WEAG) ve Batı Avrupa Silahlanma Teşkilatı’na (WEAO) üye.

BAB’ın “ortak üyesi”13 olan Türkiye, yine de bu konumundan, özellikle de güvenliğine yönelik tehditlerin daha fazla hissedildiği ve bunların NATO’nun birincil görev alanına girmediği bir dönemde konumu nedeniyle üzüntü duyuyordu. Böylece Türkiye hedefini BAB’ın tam üyesi14 olmak üzere belirledi. Bu durum, sonuç olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği savunmasının önemli bileşenlerinden biri olmak isteğini gösteriyordu. Helsinki zirvesinde aday üyeliği tescil edilen Türkiye, AB’nin gelişmekte olduğu güvenlik ve savunma politikasını yakından takip ediyordu.

Türkiye ile Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası (AGSP)
90’lı yılların sonuna doğru, AB kendi ordusunu kurma yolundaki girişimlerini hızlandırdı. Aralık 1999’daki Helsinki Zirvesi’nde, 2003’e dek 60.000 personelden oluşan, 6 hafta içinde kriz bölgesine intikal edip, bir yıl süre ile otonom hareket edebilecek bir Acil Müdahale Gücü oluşturulmaya karar verildi.

Yukarıda da belirtildiği gibi 2000 yılının sonunda BAB’ın Petersberg görevleri konusundaki işlevleri AB’ye dahil edildi. Avrupa’nın bu yeni yapılanması, BAB’a ortak üye statüsünde dahil olan Türkiye’yi endişelendirdi. Petersberg görevlerinin yerine getirilmesinde BAB’ın devre dışı kalmasıyla birlikte, Türkiye BAB aracılığıya AB ile kurduğu bağlantıyı kaybederek AB karar mekanizmalarından tamamiyle dışlanacağı endişesine kapıldı.

Soğuk savaş sonrası dönemde, Türkiye’nin bir Avrupa Güvenlik Teşkilatı kurulması karşısındaki tavrı öncelikle böyle bir gelişmenin NATO’ya alternatif olmaması yönündeydi. Eğer Avrupa Birliği, yapısını güvenlik anlamında sağlamlaştıracaksa bunu NATO çerçevesinde gerçekleştirmek gerekiyordu. Böylece Türkiye, NATO bünyesinde oluşan AGSK’nin gelişmesinde elverişli bir konuma gelmişti. Ama, AB’nin BAB’ı bünyesine alması Türkiye’yi oldukça rahatsız etmekteydi. Türkiye’nin kayğılari, NATO üyesi olup ve AB üyesi olmayan devletlerin maruz kaldığı ayrımcılık konusuydu.18 Böylece Türkiye, BAB çerçevesindekine benzer bir statü talep etti.

NATO Genel Sekreteri’ne göre eğer Avrupa Birliği, Kuzey Atlantik İttifak’ının Avrupa Birliği üyesi olmayan üyelerinin “ siyasi veya askeri desteğinden faydalanmak istiyorsa ”19 , bu ülkelerin planlamaya, karar alımı ve operasyonlara katılımları konusunda imtiyazlar vermek zorundaydı.

Avrupa Birliği’nin Önerileri
AB Aralık 1999’da Helsinki’deki ve Haziran 2000’de Portekiz’de Feira’daki konferanslar sırasında NATO üyesi olan fakat Birlik üyesi olmayan ülkelerle, ayrıca Birliğe aday ülkelerle ilişkilerini belirleyecek prensipler konusunda kararlar aldılar. Aralık 1999’da Helsinki zirvesinde AB, NATO üyesi olan fakat Birlik üyesi olmayan ülkelerle, ayrıca Birliğe aday ülkelerle gerekli olan dialoğu, teşhis ve işbirliğini garanti eder ” şeklindeki bir ifade üzerinde anlaşılmıştı. Haziran 2000’de Feira’da (Portekiz) yapılan zirvede, Türkiye gibi NATO üyesi olan ama AB üyesi olmayan ülkelerin bir kriz dönemlerinde yapacakları katkıların modelleri belirlendi. Böylece AB NATO’nun imkanlarını kullanacaksa AB üyesi olmayan NATO üyeleri, kendi isteklerine bağlı olarak bu operasyonlarda yer alabileceklerdi. Ama AB’nin NATO imkanlarını kullanmadan, kendi askeri gücüyle başlatavağı operasyonlara katılım Konsey’in davetine bağlı olacaktı.

NATO’dan bağımsız bir Avrupa savunmasının oluşturulmasında Türkiye’nin konumu
Türkiye Avrupa Birliği’ne entegre olmak istemekte ve Avrupa’nın güvenlik konusundaki kararlarından dışlanmayı reddetmektedir. Türkiye, bu durumda Feira Zirve’sinde alınan kararlardan tatmin olmamıştı. Çünkü siyasî ve stratejik planlamaya ilişkin bir işbirliği konusunda bir katılım söz konusu edilmemiş, sadece basit bir tahkikât mekanizmasından bahsedilmişti. Dahası, NATO müttefiği olan fakat AB üyesi olmayan ülkeler Avrupa Birliği’nin askeri yapısına dahil edilmemişti.
Feira’da gerçekleşen Avrupa Konseyi Zirvesi’nden sonra, Türkiye AB savunmasına katılımını Avrupa Birliği’nin önereceği adaylık statüsüne göre belirleme kararını aldı. Başka bir deyişle Türkiye AGSP’den dışlandığı takdirde, AB’nin, NATO kaynaklarını kullanarak girişeceği operasyonlarda veto hakkını kullanacağını belirtti.
Bu durumda, NATO dahilindeki güçlerden hiçbirinin Avrupa Birliği’ne otomatik olarak aktarılması mümkün olmayacaktı ve gündeme gelen her talep Türkiye’nin de üyesi olduğu Kuzey Atlantik Konseyi tarafından incelenecekti.24

Türkiye bu talebinde NATO’nun 1999 stratejik konseptinin 17 ve 30 paragraflarında yer alan, ODGP’nin gelişiminde bütün Avrupalı Müttefikleri’in katılımını gerektiren ve NATO ve Avrupa Birliği arasındaki düzenlemeleri temel alan prensiplere dayanmaktaydı.

Bunun da ötesinde, Türkiye için Nice Zirvesi’nde öngörülen tahkikât mekanizmaları kabul edilemezdi çünkü NATO Müttefikleri’nin katılımı için gereken şartlar göz önüne alınmamıştı. Türkiye için Batı Avrupa Birliği (BAB), AB’nin savunması için bir bileşen, NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirmek için bir araç olarak tasarlanmıştı. Ve Türkiye, AB ve Batı Avrupa Birliği arasındaki farkın yok edildiği bir argümanı reddetmekteydi. Sonuç olarak Türkiye çifte standardın ortadan kalkmasını istemekteydi.

Türkiye NATO Müttefiklerinin güvenliği husunda AB üyeleri arasında pozitif ayrımcılığa tabi tutulmayı talep etmekteydi. Türkiye ayrıca barış zamanında her türlü teşhis ve tatbikât ; savaş zamanında ise her türlü karar alma ve operasyon mekanizmasına katılmayı istemekteydi. Aynı zamanda, Türkiye NATO’nun güçleri kullanılarak düzenlecek karar alma süreçlerinde ve onların uygulamalarında etkin olmayı da istemekteydi.
Türkiye AGSK çerçevesinde gerçekleşecek olan kriz yönetiminin, NATO üyelerinden birini ilgilendiren sorunlara eğilmesini istemiyordu. Ve son olarak, Türkiye, kendisine coğrafi olarak yakın ve hayatî derecede önemli olan Ege ve Kıbrıs gibi bölgelere Avrupa Birliği’nin müdahale olasılığından endişe duymaktadır.

Avrupa Birliği bu şartları reddedince, Türkiye NATO ve Avrupa Birliği arasındaki, Nice’te önerilen düzenlemelerin uygulanmasını veto etti. Bu noktada, AB ve Türkiye arasındaki ilişkileri karakterize eden gerilimlerin büyük bir kısmının, Türkiye’nin üyelik yolundaki hayal kırıklığından kaynaklandığının altını çizmek gerekmekte. Türkiye dahil olmak istediği bir Avrupa güvenlik kurumunun kıyısında kalmaktan endişelenmekte idi.

Eğer AB, AGSK(Avrupa güvelik ve savunma kimliği) çerçevesinde NATO’nun güçlerini kullanmaya başlarsa, Türkiye bu mekanizmada temsil bile edilemeyecekti. Çevik Bir’e göre “ bir biçimde Avrupa Birliği varolan bu durumdan faydalanıp, Türkiye’yi kenarda bırakmaya çalışıyordu”.26

Türkiye NATO’nun olası 16 çatışma senaryosundan 13’inde yer almaktadır.27 Bu rakamlar olası bir krizde Türkiye’nin oynacağı rolün önemini yansıtmaktadır. Bu bakış açısı ileAnkara’nın AGSP’nin gelişmesi hakkındaki uzlaşmaz tavrı daha anlaşılır olmaktadır.

Türkiye’nin bu vetosu karşısında Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere “ Ankara Uzlaşması”nı28 önererek, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin tavırlarını uzlaştırmaya çalıştı. Söz konusu anlaşma çerçevesinde iki ana nokta dikkati çekmekte: Birincisi Türkiye yakın coğrafyası ile güvenlik çıkarlarını dorudan etkileyecek AB operasyonlarında karar alma sürecinde yer alacaktı. İkincisi, AB askeri gücü, AB ve NATO üyeleri arasında çıkabilecek ihtliflara müdahale etmeyecekti.

Bu anlaşma sayesinde Ankara ,vetosunu kaldırdı. Ama, bu açılım, Yunan otoriteleri tarafından “ AGSP, Türk-Yunan toprakları üzerindeki bir kriz yönetimi hakkında fikir beyan edemez ” paragrafı nedeniyle frenlendi. Sonuçta, AB-NATO arasındaki antlaşma 12 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi’nde son halini aldı ve NATO tarafından ertesi gün benimsendi.
Türkiye’nin AGSP konusundaki muhalefetini kaldırması çok olumlu bir gelişmedir. Böylece, tam üye olmadan, AB’nın geliştirmeye çalıştığı yeni bir ortak politikayı dışarıdan engellemeye çalıştığı izlenimi ortadan kalkıyor.

Sonuçta Türkiye, İttifak’ın araçlarının kullanımını sadece, NATO’nun müttefiki olan ya da bir barış ortaklığına üye olan devletlere açılacağı prensibini benimsetmeyi başarmıştı. Malta ve Kıbrıs ise NATO’nun araçlarını kullanamayacaklardı.

Bitirirken belirtiriz ki, Türkiye daha önce Balkanlarda ve Bosna’da SFOR’a (Stabilisation Force in Bosnia and Herzegovina) kriz yönetimine iştirakı sayesinde barışın sağlanmasına etkili olarak katılmıştır. Ayrıca Afganistan’da ISAF’ın (International Security Assistance Force) yönetimini başarıyla sağlamıştır. Bundan böyle Avrupa Birliği’nin gelecekte düzenleyebileceği kriz yönetimi operasyonlarına da katılmayı istemektedir.

Fakat, “ bu katılım Avrupa Birliği’nin kriz yönetimin tüm safhalarını –operasyonlar için karar alma, hazırlanma ve planlama- kapsamalıdır.”29 Dahası Türkiye NATO aracılığıyla daha önce Avrupa görevlerinde yer almış bir ülke olarak, Avrupa Birliği’nin Ortadoğu’ya stratejik yaklaşmasında olumlu bir rol oynayabilir ”30

Türkiye’nin Balkanlarda çıkabilecek yeni krizlerde gerek askeri gerekse siyasal açıdan önemli roller üstlenebileceği açıktır. AGSP’nin ana hedefi krizlere müdahale edebilmektir. Bu nedenle, Türkiye’nin AGSP çerçevesinde yaşanacak gelişimlere katılmasının, hem AB hem de Türkiye açısından ne kadar önemli olduğu açıktır.

Dr. Mireille Sadège / Sorbonne Üniversitesi (III)

1 Maastricht’te AB tarafından imzalanan antlaşmanın V. başlığı
2 BAB Genel Sekreterliği yayını, L’UEO aujourd’hui, 1998, s. 31.
3BAB Genel Sekreterliği yayını, , L’UEO aujourd’hui, 1998, s. 31.
4 Petersberg görevleri insanî görevler, kriz yönetimi ve barışı koruma görevleridir.
5 Luis-Maria (de) Puig, “L’UEO à la croisée des chemins”, l’Alliance Atlantique et l’OTAN içinde, 1949-1999, yön. Pierre Pascallon, 1999, s. 254.
6 Cologne’da, 4 Haziran 1999’da toplanan Avrupa Konseyi, bildirgesinin 5 no’lu noktasında, Genel Sekreterliğini “ Avrupa Birliği’nin Petersberg görevleri dahilindeki yeni misyonlarının yeni sorumulukları için gereken fonksiyonlarda gereken şartları belirlemekle ” görevlendirir.
7 “ Le Monde”, 5 Haziran 1999.
8 Hubert Védrine, Les Mondes de François Mitterrand à l’Elysée 1981-1995, Fayard, 1996, s.731.
9 Sipri Yıllığı, 2000, CSIS Military Balance, 2000.
10 Sipri Yıllığı, 2000, CSIS Military Balance, 2000.
11 23 Kasım 2000, Helsinki raporunun rakamlarına göre
12 BAB Parlemento’sunun yayınladığı rapor, 1 Aralık 2003.
13 20 Kasım 1992’de BAB Bakanlar Kurulu tarafından da onaylanan 19 Haziran 1992’de Petersberg Bildirgesi’nin temel prensipleri, “ ortak üyelerin belgesi ”. Kirchberg Bildirgesi (1994) ile tamamlanıp, 6 Mart 1995’te yürürlüğe girdi.
14 1994’te, AB üyeliği BAB üyeliği için gerekli hale geldi, bu durum Türkiye’nin BAB üyeliğini imkansız hale getirdi.
15 Arnavutluk, 15 Nisan -12 Ağustos 1997.
16 BAB’ın Çalışma Raporu, “Contribution des États européens non membres de l’UE à la gestion militaire des crises en Europe ” 2 Nisan 2000 versiyonu.
17 Jean-Claude Allain, op. cit., s. 117-118.
18 Meltem Müftüler, “ La Turquie et l’Europe, les relations dans l’après guerre froide ”op. cit., pp. 188-190.
19 Lord Robertson, “ Discours du 10 mars 2000 ”, NATO resmî sitesi.
20 Aday Ülkeler : Türkiye, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İzlanda, Norveç, Letonya, Litvanya, Estonya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya, Slovenya, Malta ve Kıbrıs.
21 6 Ülke : Türkiye, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İzlanda, Norveç
22 “L’avenir des relations entre la Turquie et l’Union Européenne”, İsmail Cem ile röportaj, La Revue international et stratégique, n°39 , Sonbahar 2000.
23 Türkiyenin ve Kuzey Atlantik Konseyi’nin konumları ve ODGP ve AGSP hakkında not, site MAE sitesi, 22 Temmuz 2000.
24 Ibid.
25 10. madde AB’nin beklentileri üzerineyken, 9. madde BAB’ınde bir Avrupalı Müttefikler ortaklığı haline gelmesine yol açan düzenlemelere gönderme yapar.
26 Çevik Bir ile ropörtaj, Mireille Sadège, Eylül 2002.
27 J. Fichett, “ Turkey puts roadblocks in EU force negociations ”, International Herald Tribune, 26 Ocak 2001.
28 Acil Müdahale Gücü’nün Türkiye coğrafyasına müdahale edememesi prensibini düzenler.
29 “L’avenir des relations entre la Turquie et l’Union Européenne”, İsmail Cem ile ropörtaj, op. cit.,
30 BAB Mesclisi- Basın Bültenleri 2004,

22 Eylül 2004, Gazi Üniversitesi, ABAUM.




Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

“Araştırma Genel Konular” sayfasına dön