|
elemor
Moderator
Kayıt: Sal 21 Kas, 2006 15:17 İleti: 377 Yaş: 29
|
 Haşmet Babaoğlu; Çocuk sahibi olmak için geç kaldım
Sponsor Reklam AlanI
Sponsor Reklam AlanI
___________________________________________________
[left]http://pazar.zaman.com.tr/images/2008/08/17/babaoglu.jpg[/left]Sevmek, kaybın bilincinde olmaktır
FATİH VURAL
Yazılarıyla ‘kaçışların adamı’ izlenimi veren HaÅŸmet BabaoÄŸlu, aslında kaçtığından pek de emin deÄŸil. Onun kaçış dediÄŸi, bizde bıraktığı imajı yerle bir edecek cinsten: “Kaçmak, hızla akıp giden hayatın ortasında durmak ve etrafına bakmaktır.”
MODERN İNSAN KAÇMAK İSTER AMA HAYAT BÜTÜN DELİKLERİ KAPATMIŞ...
Onu, röportaja ikna etmek oldukça zor. Biraz da olsa sizi tanıması gerek. Ara sıra da kendinizi hatırlatmanız… Ve karasularınızda ortak adacıklar olduÄŸunu belli etmeniz… Bu anlamda Sporvizyon, Feridun DüzaÄŸaç, İzmir, Karşıyaka, Alper Görmüş, İhsan Oktay Anar, Nokta ve sosyoloji vb... bu adacıklardı. Bunun bir tehlike olduÄŸunun farkındaydı: Samimiyet tuzak kurabilir, ortaya çıkan, okuyucuya hitap etmekten uzak, kendi aramızda kalması gereken bir sohbet olabilirdi. Aynı uyarıyı sıkça yapıp, röportajı toparlamamı salık verdi (Bu yönüyle Emre Aköz’e çok benziyor). Ne de olsa ÅŸifahi kültürün adamıydı. Üstüne üstlük yazının, damga gibi yapışmasından ürküyordu: “Yazı, mahkûmiyettir. Bu konuda çok orta yolcuyum. İpin ucunu kaçırdığım tek ÅŸey, Ahmet Hakan’a zibidi dememdi. Yazı, bir damga gibidir. Yazanı bile irkiltir. Ben orta yolu terk etmek istedim; ama yapamadım.”
Kaçmaktan kaçış olmadığını ne zaman fark ettiniz?
Kaçtığımdan emin deÄŸilim. Düzgün, kaçabilecek bir hayatım olmadı. 12 Eylül’den sonraki dönemde, Nokta dergisine girinceye kadar serserilik yaptım, iÅŸsiz kaldım. O zaman ansiklopedi furyası vardı. Onlara telifle maddeler yazarak yaÅŸadım. Sonradan düzenli bir iÅŸe girdim; ama onu öyle kabul edemedim. Benim kaçış dediÄŸim, daha çok zihnimin içinde gerçekleÅŸen bir ÅŸey. Öyle kolay, hemen gerçekleÅŸecek bir ÅŸey deÄŸil. Ben, 360 gün çalışıp, 5 gün tatil yapanların yaptığına kaçış denmesini de anlayamıyorum. Ben o 360 günün deÄŸerli ve kaçış olmasını isterim. İtiraf ediyorum, çoluÄŸum çocuÄŸum olsaydı, böyle yaÅŸayamazdım.
Ama evliyken kaçmayı baÅŸarabiliyordunuz…
Evliydim ama benim kadar deli bir eşim vardı. O hekimdi, bir gün birdenbire önlüğünü poliklinikte bıraktı geldi. Birlikte işsizlik yaşamaya başladık. O arada da anladım ki bizim aşk dediğimiz şey, yoksul ve o genel düzenden yoksun hâlmiş. Biz birlikte hep asosyalleştik. Bu da bir kaçış. Başka adı da aşktı. Kaçış, benim kaçamayacağım bir hâl.
Tek kişilik kaçışa geçmek zor oldu mu?
İnsan sevdiÄŸini aldatıyor, ‘yalnızlık meleÄŸi’yle. Ben erkeÄŸim ve benim gözümde yalnızlık, kadın. AÅŸkın en ateÅŸli anında bile yalnızlık meleÄŸim omzuma dokunurdu. Dolayısıyla çok zor olmadı. Ama sancılı oldu.
Sizi bekleyen hep aynı melek miydi?
Değişiyor, zaman içinde. İnsan gençken yalnızlığına ilişkin bile hayaller kuruyor. Ama hayallerimiz giderek azalıyor, yaşla birlikte. Hızla yaşlanıyorum. Yalnızlıkla müthiş bir tanışıklık var artık. Ama o meleğin değiştiğinin farkında bile değilim.
O melek kendisini de üretir. Sizi hayata karşı gard almaya zorladı mı?
Ben, can sıkıntısından ölecek çocuklar arasında yer alıyordum. Erken bir yaÅŸta ‘mızmız bir yalnız’ olmaya isyan ettim. Hayatın dışına hiç çıkmak istemedim. Aşırı alınganlardan korktum. Benim kaçışım bir saklanma olsun istemedim. Benim kaçışım, Sartre’ın dediÄŸi gibi: “Cehenneme dönen baÅŸkalarından kurtulmak, kaçmak.” Modern insan kaçmak istiyor. Ama ÅŸu bir gerçek: Kaçamazsın. Modern hayat bütün delikleri kapatmış. Kaçacak mısın? O zaman şöyle diyor sana: “Kaçma; sana sanat vereyim… Kaçma; bugün çok güzel film izlettireceÄŸim sana... Kaçma; internette her ÅŸeyi yaÅŸarsın cinsellik, korku, dehÅŸet...”
Kaçmayı unut…
Aslında kaçabileceÄŸin gerçeÄŸini bile unut. 6-7 yıldır bu konu üzerinde düşünüyorum. Kaçmak, sadece durmakla ilgili... Kaçmanın durup bakmak olduÄŸuna inanıyorum. ‘Slow-food’ modasını bile bir direniÅŸ sayıyoruz. Ama mesele direnmek de deÄŸil, dışına çıkmak. YavaÅŸ yemek yerken dahi önümüzdeki tabaÄŸa bakıyor muyuz? Durup bakınca, her ÅŸey deÄŸiÅŸiyor. Ben bunu birdenbire anladım.
Nesneler dünyasında modernite bu imkânı veriyor...
Aynen öyle. Hatta durup baktığın zaman fark ediyorsun, ne olup bittiÄŸini. Çok sevdiÄŸim bir çift vardı. Sürekli beraberlerdi; ne güzel aÅŸk diye durup bakıyordum. Biraz daha bakınca fark ettim ki, kız ÅŸiddetle zayıflıyor. Sonra bu durum ilerledi ve ‘anorexia nervosa’ hali ortaya çıktı. Ama sevgilisi farkında deÄŸil. Çektik kenara, “Farkında mısın, anormal zayıfladı bu kız.” dedik; “Aaaa” diye tepki verdi. OÄŸlanın, sevgilisine bakmadığı için onun anorexia olduÄŸunu anlaması üç ayı buldu ya! Bakmıyor ki görsün. Bakmak da, durmakla olabilir.
Hayatın devinimine kayıtsız kalmak… O halde sen kaçarken, hayat da seni terk ediyor…
Çöp gibisin; içine giriyorsan da o hıza katılman lazım. Bir tür köle…
Åžehirlerarası geliÅŸ-gidiÅŸlerde, hızın izafiyeti dikkatinizi çekiyor mu? Mesela, İzmir’den İstanbul’a gelen bir insan, yaÅŸamın hızı karşısında afallar; tersi durumda da yavaÅŸlığından sıkılır.
Çok doÄŸru. O yüzden de ‘bir yer’li olmamak lazım. Son dört-beÅŸ yıldır kendimi bir yere ait olmaktan çıkarttım. İstanbul’u çok seviyorum; ama buralı deÄŸilim. İzmir’de hoÅŸ ÅŸeyler buluyorum; ama oralı olsaydım çok sıkılırdım. Tuhaf biçimde; ayrılırken o ÅŸehri tanıdığını anlarsın. Turistlerde çok olur bu. Havaalanı yolunda o ÅŸehirde fabrikalar olduÄŸunu, işçiler ve öğrenciler olduÄŸunu, mutsuzlar insanlar olduÄŸunu -ki turistler gittikleri ÅŸehirde hep mutlu insanların olduÄŸunu sanır- görürler. Kaçışın olumlu tarafı bu.
Bakarken, hayatın sizi korkuttuğu oldu mu?
Bazen can acıtır. Çünkü olgunluk ister. Bu, zamanla oluÅŸacak bir ÅŸey. Kaçmak, devrimci ve delice bir eylemdir. Ama her istediÄŸinde yapamazsın. Borçların var ya da çok sevdiÄŸin birisi kanser. Nereye kaçıyorsun? Böyle zamanlarda kaçmak, haksızlıktır. O ‘terminal’ dönemde, çok sevdiÄŸin o insana -bütün üzüntüne raÄŸmen- bakarsan çok ÅŸey görürsün. Bu haliyle de kaçış çok olumlu. Gilles Deleuze’den yıllar önce okumuÅŸtum: “Kaçış, bir oluÅŸ hali olmalı. İnsan çiçek olmalı, taÅŸ olmalı.” Yakın dönemde bir çiftçinin ne kadar farklı bir dili olduÄŸunu fark ettim. O, bitkilerin baÅŸka bir ritmine baÄŸlı kaldığı için bitkinin kendisi olmuÅŸ. Böylece modern hayattan kaçmış.
Kaçışın devrimci yanı, insana kendini keşfettirmesi. Modernite bu keşfi nasıl dönüştürüyor?
İnsanı köleleÅŸtiren hayat, kaçmaya hep olumsuz bir anlam yüklemiÅŸ. Çünkü emek kaybı oluyor. Bunun etiÄŸi de var. Kaçan adam ahlaksız, kaçmayan adam ahlaklı gözüküyor. Modern hayat; kendine özgü, saÄŸlam ahlakı olan da bir hayattır. Özellikle, sosyoloji bilmeyen modern hayat eleÅŸtiricilerinin böyle bir yanılgısı da var. Modern hayatın bize gösterdiÄŸi gibi olumsuz deÄŸil, olumlu yönlerini de görmemiz lazım. Bir tanesi, senin söylediÄŸin gibi keÅŸfetmek… ÖrneÄŸin tasavvuf, kiÅŸinin kendisini keÅŸif yoludur. Ama onun içinde bir de halvet var. Dostlar meclisinden çıkıyorsun, keÅŸif için. Dolayısıyla kaçmak, modern hayatın söylediÄŸi gibi olumsuz bir ÅŸey deÄŸil.
Mekânı nereye koyuyorsunuz?
Bu soruyu çok önemsiyorum. Durmak ve bakmak, mekânsız olmaz. Durup bakman da gerekmiyor; mümkünse hep aynı yerde durman ve hep aynı yere bakman lazım. Bana diyorlar ki: “İstanbul’u seviyorum diyorsun; niye hep aynı yerlere gidiyorsun?” Ben o noktalar olduÄŸu için İstanbul’u seviyorum. O mekânlara gidebildiÄŸim için o yolları seviyorum. 30 kilometrelik bir yol var hayatımda, o yolu gitmek benim için çok önemli. Ege’de bir yol bu…
Burada tasavvufi bir anlam da var. Sürekli aynı yere baktığında, görürsün ki orası da sana bakar.
Çok güzel söyledin. Modern hayatının rutinine karşı tekmeyi vurmanın tek yolu ritüeldir. Ritüel, rutinin karşılıklı iletişime zorlanmış halidir. Bir bahçıvan gibi bahçe sulamaya geçiyorsan; o bahçe seninle konuşur. Sendir, artık.
--------------------------------------------------------------------------------
Hiç doğmamış olmayı isterdim
Vatan gazetesine oldukça aykırı sayılabilecek bir muhafazakâr diliniz var; ama muhafazakârlığa aykırı gelecek kadar da dişi bir dil bu.
Hepsi doğru. Eskiden bununla çok uğraşırdım. Şimdi sadece kendimle uğraşıyorum. İnan, gençliğimde bu noktaya geleceğimi hiç düşünemezdim. Bitsin isterdim bu hayat.
Bitirmeyi düşündünüz mü?
Hayır, ben hiç doğmamış olmayı isteyenlerdenim. Bunda hâlâ ısrarcıyım. İntiharı hiç düşünmedim.
Gündelik hayatı edebi bir dille ifade edebilmenin, sizi imrenici kıldığını düşünüyor musunuz?
Bunu hoş buluyorum kendi adıma. Başkası yaptığında da hoşuma gidiyor. Bu anlamda sevdiğim yazarlar da vardır.
Bu yönüyle Ahmet Altan’a çok benziyorsunuz…
O siyaseten çok cesur, az kuÅŸkulu bir yazar. Ben siyaseten çok kuÅŸkulu bir yazarım. Fakat edebi olarak gerçekten bir benzerliÄŸimiz var. Ben okurumun benimle seyahate çıkması, kahve içmesini seviyorum. Ama benim gibi düşünmesini deÄŸil, benimle birlikte düşünmeye baÅŸlamasını istiyorum. Aynı kanaatte olmayalım; ama düşünmeye kışkırtayım. Burada Ahmet’ten ayrılıyorum.
--------------------------------------------------------------------------------
Çocuk sahibi olmak için geç kaldım, bunu söylerken bile gözlerim doluyor
Yaşadığınız ilişki nedeniyle sürekli magazinin göbeğine çekiliyorsunuz. Oysa suskunsunuz; üstelik karşı tarafın bilgelik atfettiği bir suskunluk bu.
Minnet duygusu gibi görünüyor; ama altında açık bir sevgi var. Ayrıldıktan sonra daha çok anladım bunu: Sevmek, kaybın bilincinde olmaktır. Hatta aşk budur.
İçinizde kalan tek ukde, kız çocuğu sahibi olamamak. Bunu, yaşadığınız hayatın size ödettiği bedel olarak görüyor musunuz? Çok mu bencil davrandınız kendinize?
Tartışmasız biçimde bencillik diyeceÄŸimiz var. Benmerkezcilik… 30’lu yaÅŸlarımın sonuna kadar o harala gürele, o kavga içinde benmerkezci bir tutum aldım. Hayatımın içine çocuk sokmak fikri hep uzakta kaldı. Senin röportajda ilk sorduÄŸun sorunun cevabıydı, bunun altındaki. Ben hayatta hep kaçış anında bulundum. Hiçbir yere ait olmadım. Çocuk yapmak, bana uygunsuz bir ÅŸey gibi geliyordu. Tam da kız çocuÄŸu istediÄŸimi düşündüğüm anda, 40’lı yaÅŸlarımda benim için geç olduÄŸunu anladım. Demek ki, bu benim kaderim. Hatta bazen söylerken gözlerim yaÅŸarıyor ki, gözleri yaÅŸarmayan adamlardanım. Eksik bir adam olarak gideceÄŸim. Kabullendim bunu.
|