Cevapsız iletiler | Aktif konular Sistem saati: Sal 22 May, 2012 08:16



Konuya cevap yaz  [ 128 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 5, 6, 7, 8, 9
Atatürk'ü sevmez, Humeyni'yi sever 
Yazar Mesaj
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal 01 May, 2007 18:51
İleti: 4029
YaÅŸ: 41
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
:oops: :oops:

_________________
Ne masaLım nede bir şiir
KeLimeLere anlam yüklemekten vazgeçtim
AnLatasım yok
AnLayasım yok
ÖyLesine işte...
Resim


Çocuk olsam yeniden


WWW.genelportal.com/derthane


Cmt 14 Haz, 2008 21:37
Profile bak WWW
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr 06 Kas, 2005 21:38
İleti: 1310
YaÅŸ: 37

Konum: antalya
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Çılgın Türk


TARİH, 14 Ekim 1987.

Saat, 11.05.

Yer, Ankara Mürted.

4’üncü Ana Jet Üssü’nün pistinde bir F16 frenlerini bırakmış, kulakları adeta sağır eden bir gümbürtüyle hızlanıyordu.

Nefesler tutulmuÅŸtu.

Çünkü 86-0068 kuyruk numaralı o F16, tarihimizde yeni bir sayfa açıyordu. Türkiye’de üretilen ilk savaÅŸ uçağıydı.

*

İlk kez test ediliyordu.

Haliyle, düşme ihtimali yüksekti.

Pilot, 36 yaşında bir binbaşıydı.

Åžener Koltuk.

"Kelle Koltuk" diyorlardı ona.

Haklıydılar... Çünkü bu işi yapabilmek için hakikaten kelleyi koltuğa almak gerekiyordu. Havalanacak, bütün manevraları deneyecek, kelimenin tam manasıyla "canını çıkaracaktı" hiç uçmamış uçağın... Kalktı, daldı, çıktı, yattı, döndü ve sağ salim indi.

"Tamam" dedi, "Bu uçar..."

*

Gözü karaydı, mangal yürekli...

Tam çılgın Türk!

*

Kıbrıs’ta savaÅŸtı.

F100’le... Bu F100 dedikleri, hesapta avcı bombardıman uçağı ama, aslında soba borusu gibi bi ÅŸey... ABD’nin bize kakaladığı uçaklardan... 1953 model!

Onunla dağıttı Yunan’ı.

F104 macerası var bir de...

Bandırma’ya inecek, basıyor düğmeye, sol iniÅŸ takımı açılmıyor... Komutan, Cumhur Asparuk PaÅŸa... "Atla" diyor, "Uçağın canı cehenneme, pilotumdan kıymetli deÄŸil..." Atlasa, rutin kontrol için hastaneye gidecek, 28 gün uçuÅŸtan men edilecek, kural bu... Uçak arızalı ama, pilot daha arızalı! "Çorbayı akÅŸam evde içeceÄŸim komutanım" diyor, atlamıyor! Gövde üstü indiriyor uçağı! Hem de öyle indiriyor ki, tereyağından kıl çeker gibi, tekerlekle inse bu kadar olur... Aynı uçağı, 27 gün sonra "kendisi" test ediyor ve yeniden Hava Kuvvetleri’ne dahil ediyor!

*

521 uçağın test uçuşunu yaptı. 521 kez "maksimum" riske attı hayatını... Bu bir dünya rekoru... Çünkü, binlerce parça ve milyonlarca hesaptan oluşan "sıfır kilometre" 521 uçağı, düşürmeden indiren başka bir pilot yok dünyada!

*

Emekli oldu sonra...

ABD’den iÅŸ teklifi aldı.

Acayip paralar teklif edildi. Gitmedi.

"Ben bu işi para için yapmadım, bu vatanın ne toprağını terk edebilirim, ne gökyüzünü" dedi.

Restoran açtı.

"Ticaret yapmak F16 uçurmaktan zor" diyordu arkadaşlarına: "Buzda kayıyorsun, suya yazı yazıyorlar, dürüstlük yok! Böyle ortamda uçmak mı kolay, ticaret yapmak mı?"

*

Ve tarih, 13 Haziran 2008...

Yer, Ankara Kocatepe Camii...

Musalla taşında ay-yıldızlı tabut.

Åžener Koltuk...

Henüz 57 yaşında kalp krizinden vefat etti. Türbana mürbana kafa yorduğunuz için haberinizin olduğunu sanmıyorum, yazayım dedim... Türkiye, hakkı ödenmez bir kahramanını sessiz sedasız toprağa verdi. Allah rahmet eylesin...



yılmaz özdil..

_________________
Force Be With You


Pzr 15 Haz, 2008 11:19
Profile bak E-posta
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr 06 Kas, 2005 21:38
İleti: 1310
YaÅŸ: 37

Konum: antalya
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Humeyni'yi Atatürk'e niye tercih eder!
Aydınlanma dini olan İslam, erkek egemenliğinden kurtarılmadığı sürece kızlarımız Atatürk ü değil, Humeyni yi sevecektir.

15.06.2008 11:41
İki türbanlı öğrencinin televizyon ekranında söylediÄŸi, "Atatürk’ü sevmiyorum. Humeyni’yi seviyorum" sözünü nasıl deÄŸerlendirmeliyiz? Sünni türbanlı öğrenci, Åžii İmam Humeyni’yi neden sever? İslam Devrimi, İranlı kadınlara ne gibi "haklar" getirdi? Gelenekçi/muhafazakár ideolojilerin kadınlara dayattığı rol modeli konuÅŸup tartışmanın zamanı gelmedi mi?

HER Müslüman’ın bildiÄŸi gerçektir:

Hz. Muhammed’in ölümünden sonra halifelik meselesinden çıkan çatışmalar ortaya iki güçlü mezhebi çıkardı: Åžii-Sünni.

Emeviler döneminde veraset yoluyla belirlenen halifelik, Abbasiler döneminde sembolik bir makama dönüştürüldü.

Sünni gelenek, halifelik makamına sembolik değerler yükleyip dünyevi siyasal otoritenin etki alanını genişletti.

Şii gelenek ise bunun tam tersi yolda gelişti; azınlık olmanın getirdiği bilinçle, siyasal, dinsel, sosyal ve ilahi olanı birleştirmeyi amaçlayan bir doktrin geliştirdi. Halifelik kavramı karşısına "imam" kavramını çıkardı. "İmam" cemaatin siyasal ve dinsel lideri olduğu kadar manevi konularda da en üst makamı oldu.

Şii doktrinine göre, imam doğrudan peygamber soyundan gelen kişiydi. İmamın otoritesi, bireyin günlük yaşamından manevi dünyasına kadar tüm sorunlarda "yol gösterici" olmaya kadar giden geniş bir alanı kapsıyordu.

Yani; siyasal liderlik yanında, İslam hukukunu en iyi bilen kişi olarak yorum yapma otoritesi de vardı.

İlahi ve teorik olarak gerçek otoritenin tek ve meÅŸru temsilcisiydi. Yanılmazdı. "DoÄŸru İslam’ın" kavranması konusunda bir tür bilgi tekeline sahipti. Vs.

Humeyni İran’ı

Humeyni bir "imam"dı.

Allah tarafından gönderilen ilahi yasaların mutlak, ebedi doğrunun ve toplumsal düzenin kuralları olduğunu söyledi hep.

İnsanın mutluluğunun ancak toplumun bu kurallara uygun biçimde düzenlenmesiyle mümkün olacağını vurguladı sürekli.

Peki, böyle bir toplum nasıl yönetilmeliydi?

Humeyni’ye göre monarÅŸi, İslam’a aykırıydı. DoÄŸru yönetim "velayet-i fıkh"a dayalı bir İslam devletiydi. Bu devletin anayasası ÅŸeriattı. Yani insanın yaptığı deÄŸil Allah’ın kelamı ve Peygamber’in sünneti temel yasalar olmalıydı.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değil; şeriatındı.

Bu nedenle İslami devletin yasama organı yasa yapmazdı; sadece bir danışma ve düzenleme organıydı. (Bazı çevrelerin, Türkiye’deki hukuk kurumuyla neden sürekli tartıştıklarını da bu çerçevede deÄŸerlendirilebilir miyiz? Ya da bazı hukuki kararlarda dini ulemanın görüşünün alınmasını isteyen anlayışı da yine bu çerçevede yorumlamak gerekir mi? Geçelim...)

Humeyni rejiminde "yürütme" yetkisi kime ait olacaktı?

Yanıtı basitti: Toplumun hem manevi, hem dini, hem de siyasal lideri olan Humeyni’ye.

KuÅŸkusuz Humeyni’nin önerdiÄŸi düzen bir "cumhuriyet"ti. İdari iÅŸlerle ilgilenen görevliler ve danışma görevi yapan "yasama" organı bir seçimle belirleniyordu. Fakat bu düzen hiçbir zaman "demokrasi" olamazdı. Çünkü insan ürünü yasaya deÄŸil mutlak ilahi yasaya uymak zorunluluÄŸu vardı. Uzatmadan soralım:

Laik Türkiye’de yaÅŸayan Sünni türbanlı bir öğrenci, Åžii İmam Humeyni’yi neden sever?

Sorunun yanıtından önce, Humeyni İran’ında kadının yerini de analiz etmeye çalışalım.

Cinsiyet ayrımcılığı

İslam Devrimi öncesinde sokak gösterilerinde kadınlar en öndeydi.

Devrimden önce, siyasal gösterilere katılan kadınların, erkeklerle eşitliği ve katkılarının önemi üzerine kurgulanan İslamcı söylem, devrimden sonra siyasal iktidarı ele geçirir geçirmez kadının evcilleştirilmesi ve dindarlaştırılmasına dayalı özgün bir cinsiyet ayrımcılığının kurumsallaşmasına yöneldi.

Bütün gelenekçi/muhafazakár ideolojiler gibi İslam Devrimi’nde de kadın; siyasette, iÅŸ hayatında veya baÅŸka herhangi bir alandaki kadın deÄŸil, sadece ve sadece ailede kadındı.

Kuşkusuz tüm bunların altında kadına yönelik güvensizlik vardı.

Bunun en çarpıcı örneÄŸi, ceza yasası Kısas’ta yer almaktaydı. 1981’de meclisten geçerek yasalaÅŸan Kısas, ilk İslam toplumlarının cezalandırma anlayışını yansıtıyordu. Yani, ÅŸeriata dayalı, esas olarak öldürme, cinsel suçlar ve içki içmek gibi kamu düzenini tehdit eden eylemleri cezalandırma, öç alma anlamına gelmekteydi. Kısas, kadını ikincil insan konumuna getiriyordu.

Örneğin:

Kısas’ta öncelikle taammüden iÅŸlenen cinayetlerde kadınlar ÅŸahit olarak kabul edilmiyordu.

Ve daha acısı:

Kısas’a göre, Müslüman bir kadını öldüren Müslüman bir erkeÄŸin kısas ile cezalandırılabilmesi için, öldürülen kadının yakınlarının cezanın infaz edilebilmesi için ödemesi gereken kan parası, bir erkek için ödenmesi gerekenin yarısı kadardı! Yani kadının yaÅŸamının deÄŸeri erkeÄŸinkinin ancak yarısına eÅŸitti.

Kadınlara yönelik ayrımcılığın çarpıcı bir başka örneği ise, zina halinde kocası tarafından görülen bir kadının yine kocası tarafından öldürülmesi halinde katilin cezalandırılmamasıydı!

İslam Devrimi kadınlara bazı "haklar" da getirdi kuşkusuz!:

ÇokeÅŸliliÄŸi ortadan kaldırmadı. Evlilik yaşı 18’den 13’e düşürüldü.

Okullarda kız ve erkeklerin ayrı sınıflarda ve mümkünse ayrı binalarda öğrenim görmeleri şartı getirildi. Ders araç ve gereçleri ile ders kitapları kız ve erkekler için ayrı ayrı düzenlendi. Erkek öğretmenlerin kız öğrencilere ders vermesi engellendi.

Bazı meslekler kadınlara yasaklandı; yargıçlık gibi...

Tüm bunların amacı, kadının geleneksel analık-eşlik rolünü pekiştirerek, toplumsal hayattan elini eteğinin çekmesinin istenmesiydi.

Velev ki simge

Kara çarÅŸaf, İslam Devrimi’nden önce Åžah despotizmine karşı tepkinin sembolüydü. Bu nedenle sadece İslamcıların deÄŸil her siyasal görüşten kadının giydiÄŸi bir giysiydi. Kadınların çoÄŸu devrimden sonra, artık bir simge haline gelen/getirilen kara çarÅŸafı bir daha çıkaramayacaklarını düşünmemiÅŸlerdi bile.

DüşünmemiÅŸlerdi; çünkü baÅŸta Humeyni olmak üzere din adamlarının İslam’da zorlamanın olmayacağı sözlerine inanmalarıydı. İslam Devrimi’nden sonra örtünmek rejimin sembolü haline geldi. Örtünmeyen kadınlar çeÅŸitli biçimlerde saldırılara uÄŸradı.

4 Temmuz 1980’de Humeyni’nin isteÄŸiyle kamusal alanda çalışan kadınların örtünmesi zorunlu haline getirildi. Özel sektörde bu karara uydu. Esnaf ve tüccarlar örtünmeyen kadınlara satış yapmamaya baÅŸladı.

Zorunlu örtünmeyi protesto eden ve bu nedenle gösteriler düzenleyen kadınlar, "Amerikan ajanı", "Şah yanlısı" ve hatta "fahişe" olarak adlandırıldı.

Ayetullah Ali Hamaney, Tahran Üniversitesi’nde örtünmeye karşı çıkan kadınlar hakkında bakın neler söyledi:

"Onlara fahişe demek istemiyorum, çünkü fahişelerin yaptıkları kendilerini ilgilendirir. Bu başı açık kadınların eylemleri ise toplumu ilgilendirmektedir. Bu nedenle onları karşı-devrimci olarak adlandırıyorum."

Rafsancani ise kadınları uyarıyordu:

"Önce bunlar ikaz edilmeli. Sonra yasalar var; ahlaka aykırı giyinip dışarı çıkanlar bu davranışlarından dolayı mahkemelerde cezalandırılacaklardır. Gördüğüm bu eğilim nedeniyle çok endişeliyim. Korkarım ki en sonunda müdahale edilmesine izin vermek zorunda kalacağız."

Özellikle çalışan kadınlar üzerinde yoğunlaşan örtünme zorlamaları kentli, meslek sahibi, eğitimli kadınları olumsuz etkiledi. Çaresizdiler. Çünkü sosyalistlerden liberallere kadar her siyasal çevre kara çarşafı emperyalizme karşı mücadelenin bir simgesi olarak görüyordu!

Örtünmenin, emperyalizmle mücadeleyle, kadının metalaştırılmasıyla ne ilgisi vardı; bunlar o günlerde tartışılmadı bile.

Tartışmadıkları için, toplumdan dışlanan, mülteciliğe zorlanan ve hapishanelerde ölüme yollananlar da bu kesimler oldu.

Neyse, konumuz "aydın aymazlığı" değil.

Konumuz, laik Türkiye’de Sünni türbanlı bir öğrencinin Åžii İmam Humeyni’ye olan hayranlığıydı.

İngiltere sömürgesi bile olmayı kabul eden bu genç türbanlıları kim ne zaman, nasıl yetiştirdi? Asıl mesele ne biliyor musunuz?

İslam’ı sadece erkek egemen/üstün (ataerkil) bir anlayış haline getirenler kendi gündemlerini eve hapsettikleri kızlarımızın da gündemi haline getiriyorlar. Bu da varsa yoksa türban meselesi!

Bu nedenledir ki, gündeminde sadece türban olan bu kızımız, meseleye salt bu noktada yaklaşınca doÄŸal olarak sömürge olmayı bile kabul edip, mezhepsel farklılıkları bir yana atıp Humeyni’yi sevebiliyor. İran’ın onu ilgilendiren tek tarafı kadınlarının örtülü olması.

Peki, kadının tek sorunu üniversiteye başörtüsüyle girebilmesi mi?

Hadi genelleyelim, kadın örtününce tüm sorunları ortadan kalkıyor mu? Bu kızımıza göre öyle. Yoksa kadını kara çarÅŸaftan (ki İslam’da kara çarÅŸaf yoktur) kurtarmaya çalışan, toplumsal hayatın içinde erkekle eÅŸitleyip cinsler arası eÅŸitsizliÄŸi kaldırmaya uÄŸraÅŸan Atatürk’ü niye sevmesin.

Sonuçta; İslam erkeklerin elinden kurtarılmadığı sürece türbanlı kızlarımız Atatürk’ü deÄŸil, Humeyni’yi sevmeye devam edecektir.

İslamcı televizyonda ’devrim’ yaptılar!

İki uzmanın bir İslamcı TV kanalında, erken boşalmayı, iktidarsızlığı tartışması bizim medyamız tarafından "devrim" olarak değerlendirildi. Peki, gerçekten bu bir "devrim" mi? Yoksa ne?

TÜRKİYE’de erken boÅŸalma ve iktidarsızlığın bir İslamcı televizyon kanalında konuÅŸulmasının "devrim" olduÄŸunu anlamamız için iki örnek olay aktarmam gerekiyor.

1) El Quds el Arabi’nin 25 Temmuz 2007 tarihli haberi:

Suudi Arabistan El Ray televizyon kanalında "Aşk Serüveni" adlı bir program var. Sunucusu kadın doktoru Fevziye el Dureym. Program eşler arasındaki evlilik, cinsellik gibi konuları işliyor. Örneğin, yüzleri kapatılmış bir grup Suudi erkek stüdyoda cinsel deneyimlerini anlatıyor.

Bir programda, erkekler sevişme sırasında kadınlardan ne beklediklerini söylediler. Hatta biri sevişme sırasında kadının erkek polis üniforması giymesinin kendisini tahrik edeceğini belirtti.

Yine Suudi Arabistan’da El Yom adlı bir baÅŸka televizyon kanalında, bir psikiyatrın yazdığı "Bir Lise Öğrencisinin KaÅŸkolu" adlı kitap tartışıldı. Kitap son yıllarda erkekler arasında eÅŸcinselliÄŸin arttığını; gençlerin kadınlara imrenip onlar gibi süslenerek kıyafetler giydiÄŸini anlatıyordu.

Her iki konu da Suudi televizyon kanallarında açıkça tartışıldı.

Suudi TV kanalları "devrim" mi yapmıştı? Sorunun yanıtına geleceğiz ama bir haber daha aktarmamız gerekiyor.

2) El Ouds el Arabi’nin 5 Mart 2007 tarihli haberi:

Mısır’da yayın yapan Rotana adlı televizyon kanalında program yapan Hale Sirhan, ülkesindeki fuhuÅŸ olayını cesur biçimde araÅŸtırıp ekrana taşıdı. Bu belgeselde üç hayat kadını, Kahire barlarında mesleklerini nasıl icra ettiklerini anlattılar.

Program yayınlanır yayınlanmaz Mısırlı erkekler ayağa kalktı. Güya Hale Sirhan, milleti ahlaksızlık ve fuhuşa teşvik ediyordu; dine aykırı biçimde kadınları açık saçık göstererek namuslu kadınların aklını çeliyordu.

Uzatmayayım, sonuçta sadece program yayından kaldırılmadı, Hale Sirhan da Mısır’dan kaçmaya mecbur edildi.

Hale Sirhan’ın programı ile Fevziye el Dureym’in programı arasında ne fark vardı?

Bu iki program arasında dağlar kadar fark vardı!

Bu farkı bildiÄŸiniz zaman, erkeklerin erken boÅŸalmasını, iktidarsızlığını konuÅŸup tartışan Türkiye’deki İslamcı televizyon kanalının "devrim" yapıp yapmadığını anlarsınız.

İşte fark şudur:

İslam’ı erkek egemen/ataerkil haline getirenler sadece erkeklerin sorunlarının konuÅŸulmasına izin vermektedirler.

Erkeğin her problemini televizyonda konuşup tartışabilirsiniz ama kadının asla!

Bütün mesele budur.

Ve türban sorununun temelinde de işte bu erkek egemen bakış açısı vardır.

Aydınlanma dini olan İslam, erkek egemenliÄŸinden kurtarılmadığı sürece kızlarımız Atatürk’ü deÄŸil, Humeyni’yi sevecektir.

Soner YALÇIN - HÜRRİYET

_________________
Force Be With You


Pzr 15 Haz, 2008 13:42
Profile bak E-posta
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr 11 Şub, 2007 07:13
İleti: 2723
YaÅŸ: 39
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Atatürk bir insandı..Türkler'deki aşağılık kompleksini silmek isteyen bir dehaydı..

işte şuan anlaşılmayan pek çok büyük insan da bunu yapmaya çalışıyor..ve tıpkı Atatürk gibi bunlarda anlaşılmıyır..ve sanırım tıpkı Atatürk gibi çok geç anlaşılacaklar..

_________________
Resim

"ALEM HEPİMİZE YETER,BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM:"İLLAKİ İNSAN OLMAK"..


Pts 16 Haz, 2008 17:16
Profile bak
*GriAkrep*
*GriAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pts 06 Ağu, 2007 15:42
İleti: 223
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
bazen düşünüyorum,biz ne korkak bir millet olmuşuz,ne zavallı topluluk

biz süre kominizmden korktuk birbirimizi kırdık
döndük abd nin başını çektiği emperyalizmden korktuk gene birbirimizi boğazladık
bir zaman komşularımızdan korktuk(yunanistan,bulgaristan,ermenistan,suriye,ırak,iran) her yüzümüze tokat vurduklarında ben sana gösteririm ama, dedik durduk..
Şimdide cumhuriyetimizden,milletimizden ve en acısıda hepimiz müslümanız deyipte dinimizden korkmamız aziz nesin'in nekadar doğru bir laf ettiğinin ispatı oluyor..

_________________
Her Mevlanaya Bir Åžems Gerek


Pts 16 Haz, 2008 21:20
Profile bak E-posta
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr 30 Ekm, 2005 23:42
İleti: 3520
YaÅŸ: 33

Konum: Kayıp Şehir
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
:oops:

_________________
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Asra andolsun;
2. Gerçekten insan, ziyandadır.
3. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. (ASR SURESİ)


Sal 17 Haz, 2008 11:05
Profile bak E-posta
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr 11 Şub, 2007 07:13
İleti: 2723
YaÅŸ: 39
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
:oops:

_________________
Resim

"ALEM HEPİMİZE YETER,BİR LOTUS MU FAZLA GELDİ?.."

VE YİNE DİYORUM:"İLLAKİ İNSAN OLMAK"..


Sal 17 Haz, 2008 16:08
Profile bak
*SiyahAkrep*
*SiyahAkrep*
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr 06 Kas, 2005 21:38
İleti: 1310
YaÅŸ: 37

Konum: antalya
İleti 

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
O kızın fikrini yadırgamamak lazım"
Baykal, Teke Tek'te olay yaratan türbanlı öğrencinin sözlerini değerlendirdi: "Babacan'ınsöylediklerini anımsadım"

17.06.2008 16:54

Baykal, partisinin grup toplantısında Kanal 1'de Fatih Altaylı'nın sunduğu Teke Tek'te konuşan türbanlı öğrencinin sözlerini değerlendirdi. Nuray Bezirgan'ın ilgi çekici, içten ve samimi bir şekilde bir şeyler söylediğini belirterek, genç kızın soru üzerine, ''Atatürk'ü sevmediğimi söylememe imkan var mı hukuken?'' dediğini ve Atatürk'ü sevmediğini, Humeyni'yi sevdiğini söylediğini anımsattı.


Demokrasi anlayışları içinde Atatürk'ü sevmeyene de saygılı olduğunu
ifade eden Baykal, ''Ama eğer sevmeyen, 'Ben Humeyni'yi seviyorum' diyorsa, bunun altındaki ideolojiyi, Atatürk'e yönelik sevgisizliğin nereden kaynaklandığını görmüş oluyoruz'' dedi.

Atatürk'ün ülkeyi işgalden kurtardığının belirtilmesi üzerine genç kızın, ''Keşke kurtarmasaydı, İngilizler kalmaya devam etseydi. Belki benim haklarım daha güvencede olurdu'' dediğini ifade eden Baykal, kızın, İngiliz işgalinde kendi haklarının daha güvencede olduğunu söylediğini kaydetti.

Bunu öğrenince, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın, ''Türkiye'de Müslümanlar baskı altındadır'' sözünü anımsadığını kaydeden Baykal, şöyle konuştu:

''Bu bir zihniyettir. Ortada bir düşünce, algılama var. Türban takıyor. Atatürk'ü sevmiyor. Humeyni'yi seviyor. İngiliz işgalinde dini hak ve özgürlüklerinin daha güvencede olabileceğini düşünüyor. Dışişleri Bakanı, Türkiye'de Müslümanların baskı altında olduğunu söylüyor. Bu kızımızın ortaya koyduğu fikri yadırgamamak lazım aslında. Çünkü milli mücadele başlarken, o tablo aynen ortadaydı. Milli mücadele başlarken, padişahın, Damat Ferit'in, İstanbul hükümetinin ve onun etrafındaki medyanın ortak düşüncesi, Mustafa Kemal'in ve arkadaşlarının bağımsız bir devlet kurmasındansa, İngiliz işgalinin devam etmesinin bizim daha hayrımıza olacağıydı. Bunu ortaya koydular, yazdılar. Bunu söyleyen siyaset adamları var. Damat Ferit budur, Vahdettin'in yaptığı budur. Milli mücadele başarıya ulaşınca, İstanbul'dan ayrılan Vahdettin'in
ortaya koyduğu düşünce işte budur. O kızımızın kafasındaki düşüncedir. Acaba bu düşünce sadece kendine özgü, bireysel bir tercih içinde o konuşmayı yapan o kızımızla sınırlı mıdır? Acaba bu düşüncenin, açıktan ya da gizlice paylaşıldığı bir geniş alan söz konusu mudur? Bu geniş alanla siyasetimizin bir ilgisi var mıdır? AKP'nin bir ilgisi var mıdır? Atatürk'e karşı çıkanların bir ilgisi var mıdır? Türkiye'ye gelen Avrupalı politikacıların, ''Atatürk'ü ortadan kaldırın' sözlerini
hatırlayın. Daha dün bu Mecliste, 'İsmet Paşa bu milletin düşmanıdır' diyenlere hak veren AKP milletvekilini hatırlayın.''
deniz baykal...

_________________
Force Be With You


Sal 17 Haz, 2008 18:45
Profile bak E-posta
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Konuya cevap yaz   [ 128 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 5, 6, 7, 8, 9

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

| Akrep Portal | Akrep Burcu | Genel Portal | Astral Seyahat| Akreportalnet.com| SeyrüSefa | Rüya Tabirleri | Telekinezi | Eğitim Cafe| Tekil Hit |

www.akreportalnet.com

News News Site map Site map SitemapIndex SitemapIndex RSS Feed RSS Feed Channel list Channel list
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group.
Designed by ST Software for PTF.
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
phpBB SEO