
Lotus tekniği:Bir çeşit otohipnoz yöntemidir.
Otohipnoz:Oto-hipnoz kiÅŸinin kendi zihnini hipnoz haline getirmesi ve kendine olumlu deÄŸiÅŸtirici deÄŸiÅŸiklikleri yaratacak telkinleri vermesidir.
Peki bunu nasıl yapacağınız?
Öncelikle nasıl yapacağımızdan ziyade bu tekniğin ne işe yaradığını anlatalım isterseniz..Bunun için şu alıntıya bakalım:
**
TAKINTILAR, KORKULAR VE TEMİZLEME TEKNİKLERİ
Bizim regresyon ve trans tekniklerinin nasıl işlediğini şöyle bir anlatmak istiyorum. Bana ilk kez gelip koltuğuma oturanlar, haklı olarak sorular soruyorlar, ve neden bu uygulamaların işe yaradığını açıklamamı istiyorlar.
Bazı okurlarım ise yukarıdaki örnek mailde olduğu gibi, oto hipnoz tekniklerini nasıl uygulayabileceklerini soruyorlar. Keşke bunları uzaktan ya da yazı yoluyla öğretebilseydim. Ama ne yazık ki, birlikte uygulama yapmadığımız takdirde işimiz zor. Yine de bu yazımda, biraz oto hipnoz tekniklerim ve ofisimde neler uyguladığım hakkında bilgi vermeye çalışacağım.
Bizim istediğimiz, olumsuz duygulardan, korkulardan, takıntılardan kurtulmak, öyle değil mi?
Geleneksel bir anlayışla geleneksel metotlarla çalıştığımızda, bir takıntının ya da korkunun sebebine inebiliriz. Onu ne zaman yüklendiğimizi bulabiliriz. Ve bundan sonra ne yapmamamız gerektiğini anlayabiliriz.
Ama ne yazık ki, bilmek, o korku ya da takıntıdan kurtulmamızı sağlamıyor. Bir adım öne geçmemiz lazım. Daha fazlasını sağlamamız lazım. Bir insan değersizlik duygusunun çocukluğunda annesinin kendisine empoze ettiği duygulardan ya da kötü davranmasından kaynaklandığını bilebilir. Ama bunu bilmek, bu duyguyu yok etmiyor.
Yaptığım çalışmalar, ve bazen neredeyse günde 5-6 vaka görmem sebebiyle, ABD de uygulanan en yeni teknikleri de defalarca denedim. Orada yakaladığım en önemli gelişme, kökleşmiş bir duyguyu temizlerken, sadece regresyon ya da hipnoz değil, kişinin içine atıp derinlere gömdüğü bazı derin duyguların ortaya dökülmesi ve o duygular sebebiyle hiçbir zaman veremediği tepkileri trans altında vermesinin sağlanması gerektiğiydi.
Bilinç ve bilinçaltı birbirinden iki farklı ve ayrı organ değildir. Tam tersine, her ikisi iç içe geçmiş bir algılama sistemidir. Bizler, içgüdüsel olarak acı çekmekten kaçınırız. Nasıl fiziksel bedenimizdeki yaranın acısını dindirmeye uğraşıyorsak, duygusal acılardan da var gücümüzle kaçınırız. Bu bizim, hayatta kalma içgüdümüzle alakalıdır.
Çocukluğumuzdan itibaren, çeşitli olumsuz duyguları, onlarla başa çıkamayacak kadar kuvvetli hissediyorsak, zihnimizle kendimizi rahatlatmaya çalışırız. Bir dönem sonra, mantığımız çok baskın gelmeye başlar. Hatta bazen normalin dışına çıkar, ağlamamız gereken yerde ağlamayız. Tepki vermek yerine susar, içimize atarız. Başka bir korku yüzünden öfke, acı, endişe, suçluluk gibi bazı kuvvetli duyguları bilinçaltımıza bastırır, üzerine bir güzel örteriz. Bunu yapan insanlar aslında hayatta güçlü bir duruş sergilerler. Oysa içsel olarak durum hiç de sanıldığı gibi değildir. Kişi yeniden acı çekmeye başlar. Çünkü artık duyguları ve zihni arasındaki bağ, gerçekçi olmaktan uzaktır.
Kişi bilinçaltından gelen bir takım sıkıntı ve huzursuzluk duygularını hissedebilir, ama bunların neden kaynaklandığını hatırlamadığı için onları farklı olaylara yönlendirir. Örneğin, yalnızlık korkusu sebebiyle acı çeken bir kadın, sadece hayattan zevk almadığını düşünerek, iş değiştirmeye kalkabilir. Ya da duygusal doyumsuzluğunu aşırı yemek yemekle bastırabilir. Mutsuzluğunun sebebi olarak, eşini, çocuğunu, ya da patronunu görebilir.
Bilinçten bilinçaltına doğru her bir problem için, bir zincir olduğunu hayal edin. Bu zincirin en alttaki halkasını bulup çıkartmazsak, kişi hiçbir zaman kalıcı olarak iyileşmeyecektir. Bunu bir örnekle açıklamak isterim.
Bir kadın var diyelim. Erkekler ona hep sorumsuzca davranmışlar. Hiçbir zaman hayatına sorumluluk alabilen, sırtını gerçek anlamda yaslayabileceği, kendisinden daha kuvvetli bir erkek çıkmamış. Çıkanlar da onu tercih etmemişler. Bu kadın, hayatına giren pek çok sorumluluk sahibi, düzgün erkeği geri çevirmiş. Aslında hayatta aradığı erkek tipi bu olsa bile, aşık olamamış hiç birine? Ne yazık ki, kime aşık olacağımıza bilinçaltımız karar verir demiştik, öyle değil mi?
Bu kadın, günün birinde çok sorumsuz, kendinden zayıf bir erkeğe aşık oluvermiş. Ve onunla acı çekmeye başlamış. Sonunda adam kadının beklentilerini karşılayamayacağını içgüdüsel olarak algılayınca, kadının onu bırakmasını sağlayacak şekilde ona ekstra kötü ve zayıf davranmaya başlamış. Ve kadın ayrılmak zorunda kalmış. Ama acı çekerek? Çünkü hayatının geri kalan kısmında kadın adamı görmeyecek bile olsa, onu takıntı geliştirmiş. Onu bir türlü unutamadığını düşünmüş. Egosunu bir kez tatmin edebilse, onun pişman olduğunu duyabilse, adam gelip dizlerinin üzerinde yalvarsa, belki bu takıntısı geçermiş?
Hikaye size tanıdık geldi mi?
Bu kadınla ilk çalışmaya başladığımda sadece konuştuk. İlişkilerde iz bırakan 4 önemli öyküye bakarım her zaman. Baba, ilk sevgili, en çok iz bırakan sevgili ve varsa mevcut sevgili? Bu öyküler, benim derinlerdeki zincirin halkalarını yakalayabilmem için bir gösterge olurlar ve 2. görüşmedeki trans çalışmamı nasıl yönlendireceğim hakkında fikir verirler.
Daha sonra yavaş yavaş gevşeterek alfa konumuna inmeyi öğrettim. Bu konuma sizler de kendi başınıza inebilirsiniz. Sakince bir yatağa uzanın. Etraftan sizi rahatsız edecek bir ses gelmemesine özen gösterin. Çünkü çok deneyimli değilseniz, benim sesim olmadan tek başınıza konsantre olmanız zor olacaktır. 3 kez burnunuzdan derin nefes alın ve ağzınızdan verirken bedeninizdeki kasları dikkatlice gevşetin. Daha sonra göz kapaklarınız kapalı kalmak koşuluyla, her nefes aldığınızda, göz bebeklerinizi yukarı çıkartarak alnınızın tam ortasına bakıyormuş gibi odaklayın. Nefes verirken tekrar aşağı indirin. Bunu 10 kez tekrar ettikten sonra sırasıyla kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi,mor ve kristal beyaz ışıktan renkler ve objeler hayal edin. Daha sonra aktif 5 duyunuzla hayal kurmaya çalışın.
Bu hayalleri kurabildiğinizde alfa konumunda olacaksınız.
Translarım başladığında korkuların sebeplerine inerken, ilk etapta kadının son sevgilisine kafasını takmış olduğunu, ve tüm öfkesini ona yönelttiğini fark ettim. Adam canını o kadar yakmıştı ki, ancak karşısında sürüm sürüm süründüğünü görürse iyileşebilecekti. Oysa bu bilinçten bilinçaltına uzanan zincirin sadece görünen 1. halkasıydı. Biraz regresyon uyguladığımızda, aslen babasına öfkeli olduğunu fark etti. Babası küçükken çok zayıf karakterli görünmüş. Hiç güvenememiş. Çünkü babası o daha çok küçükken annesini başka kadınlarla aldatmış. Hem de herkesin gözleri önünde. Babası son derece duygusal, bir o kadar da sorumluluktan kaçan bir adammış. Kızını doğru dürüst sevmek bir yana, annesini bile mutlu edemiyormuş.
Bu, yüzeyde görünen 2. halkaydı.
Babasına öfke duyduğu aşikardı. Bunu bulmak ise yeterli değildi.
Öncelikle alfa konumunda babasına olan öfkesini çıkartmak üzere parts terapi uyguladık. Trans altında, kişi bastırdığı öfkelerin vücudunun neresinde toplandığını bulur. Ve onları çıkartır. Daha sonra öfkelendiği tüm karakterler ile aynı temizliği yapar.
Ama bu da yeterli deÄŸildir.
Bu kadın için de yeterli olmadı. Bana hep şunu söylüyordu. ?Seda Hanım, ben zaten babama öfkemi çıkartıyorum. Ona hep bağırıyorum. Bu hoşuma gitmiyor çünkü bu kez de suçluluk hissediyorum. Kötü evlat olmak istemem.?
Zincirin 3. halkası, suçluluk duygusu idi. Bu bazen bir acıma duygusu da olabiliyor.
Düğümün son halkasını çözen ise, bu öfkeye hiçbir zaman verilmemiş tepkinin dile getirilmesi oldu. Her zaman bu böyledir. Asla verilmemiş tepkiler verilmelidir. Sadece trabs altında ?Baba sana çok öfkeliyim? demek yetmez. ?Baba bu öfkem yüzünden senin ölmeni istiyorum. Yok ol. Benim yakamdan düş? ya da her ne hissediyorsanız, onları dile getirmelisiniz. Bu sizi asla kötü bir evlat yapmaz, çünkü bu tepkileri sadece trans altında ve tek başınıza vereceksiniz. Ağlayacaksınız. Biriktirdiğiniz tüm duyguları, ki bu her zaman sadece öfke olmaz, bazen suçluluk acıma ya da endişe olabilir, tek tek açık yüreklilikle tanımlamalı ve ona göre tepkilerinizi ağlayarak vermelisiniz.
Benim bir danışanım, ?Ölmek istiyorum. Yok olmak istiyorum? demişti. Oysa bunları dile getirdiği için sisteminden tamamen temizlendi, ve bir daha asla aynı duyguları hissetmedi.
Kendinizle yüzleşmek biraz zordur. Uzun süredir bana gelen, hatta eğitimime katılan bir danışanım ile derin bir çalışma yaptığımızda, aslında değişmeyi istemediğini fark ettik. Yalnızlığı kendisi tercih ediyordu. Daha sonra aynı problemden 1 danışanımın daha rahatsız olduğunu fark ettim. Kendinizle yüzleşmezseniz, gerçek tepkilerinizi kendinizi yargılamak yüzünden vermezseniz, asla değişemezsiniz.
Bir başka danışanım, çok para istediği halde, para sahiplerine öylesine büyük öfke ve kıskançlık biriktirmişti ki, asla değişemedi. Beni bile suçladı. Çünkü zamanında ve yerinde cesaretle verilmeyen tepkiler, öfke ya da diğer olumsuz duyguları pekiştirir ve kişi bunu bana bile yönlendirebilir. O anda kolayında kim varsa ona yöneltecektir. Çünkü içine dönüp yüzleşmeye hazır değildir.
Böyle danışanlarımla bir yerlerde bir eşikte tıkanabiliyoruz. Ama daha sonra muhakkak bana gelirler. Belki 3 ay sonra belki 6 ay? Ama muhakkak gelip benimle yeniden çalışmaya başlarlar ve bu kez çok başarılı oluruz.
Sizler evde bu çalışmaları yazı yazarak yapabilirsiniz. Oto hipnoz tekniğine başlamadan önce muhakkak sıkıntınızın ana kaynağını bulup, yüzleşmekten korktuğunuz tepkileri vermelisiniz. Bunu yazarak da yapabilirsiniz. Ama yazı, noktasız virgülsüz olmalıdır. Çok hızlı yazılmalıdır. Sadece duygu ve tepkiler yazılmalıdır. Bu bir günlük değildir. Anıları ya da olayları yazmayın lütfen.
Trans altında yapılan çalışmalarda, mantık biraz daha geri planda kalmakla birlikte, hala aktiftir. Ama aynı zamanda bilinçaltı da aktif olacağından, verdiğiniz tepkilerin sadece kendi başınıza yaptığınız bir çalışmadan ibaret olduğunu bilseniz bile, duygusal sisteminizden sonsuza kadar çıkartıyor olacaksınız.
Hepinize başarılı uygulamalar diliyorum.
Sevgilerimle,
Seda Diker