Çay Üzerine
İnsanın en önemli ihtyaçlarından birisi sudur. Uzmanlar yanlış hatırlamıyorsam günde en az 8 bardak su içilmesi gerektiğini söyler. Muhtemelen çoğumuz da bu miktarı içmiyoruz. Buna karşın önemli bir kitlenin vazgeçemediği bir tutku var. Bu tutku ne kahve ne de kola. Tutkunun adı günde 7-8 bardak tükettiğimz çay. Çay dünya üzerinde çok eski zamanlardan beri yaygın bir şekilde tüketilen bir içecek değil ama şu anda dünya üzerinde sudan sonra en çok tüketilen içecek konumuna ulaşmış durumda. Çay üzerine yazılan yazılarda en başta hep çaya dair efsane anlatılmıştır. Ben de sizlere bu efsaneyi aktarayım:
“Zamanın birinde büyük bir imparator yaÅŸarmış. Bu imparator çok uzak bir diyarda, Çin’de, hükmünü sürermiÅŸ. Güzel bir günün, güneÅŸli bir öğle vakti, çiçeklerle bezeli bahçesinde dolaşırken, o zamana kadar hiç duymadığı esrarengiz bir kokuyla karşılaÅŸmış. Bu koku öylesine hoÅŸuna gitmiÅŸ ki, hemen yanına hizmetlilerini çağırıp, kokunun kaynağını bulmalarını buyurmuÅŸ. MeÄŸerse koku, kaynayan bir suyun içine kazara düşen yemyeÅŸil ve küçük yaprakçıkların haÅŸlanması sonucu oluÅŸmuÅŸ. ‘Kokusu bu kadar güzelse, tadı kim bilir nasıldır?’ diye düşünen imparator, çayın tadına bakmış…”
Adına çay denen ve günün vaz geçilmezi konumuna yükselen sıcak tadı 17. yüzııldan itibaren İngilizlerin tadımıyla birlikte dünya merak etmiş ve tadıca da bu lezzetten vaz geçememiş. Türkiyenin ise çayla tanışma süreci şöyledir:
Türkiye’nin çayla tanışması 1787 yılında gerçekleÅŸir. Japonya’dan getirilen çay tohumları, ilk olarak Bursa civarına ekilir. Ancak, iklim ÅŸartlarının olumsuzluÄŸu nedeniyle bu giriÅŸim baÅŸarısızlıkla sonuçlanır.
Buna raÄŸmen, 1917 yılında zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Alisi Müdür VekilliÄŸi yapmış olan botanikçi Ali Rıza Erten, yapmış olduÄŸu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize’de çay yetiÅŸtirilmesi için meclisten onay alır. Böylece günümüz çay üretiminin temelleri atılmış olur. 1947’de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlanır. Bugün ülkemiz kuru çay üretiminde 5. sıradadır. Dünya çay tüketim ortalamasında da 4. sırada bulunmaktayız.
Çay yıllar içerisinde her ülkenin kültüründe yerini almış ve zamanla kültürel damak tadına göre de farklılaşmıştır. İngilizler çayı sütlü içmeyi severken bize çay ve süt kelimelerinin yanyana durması bile garip gelmektedir. Uzakdoğu ve bir çok ülkede çay demlemede porselen kullanımı önemlidir hatta bu husus çay ambalajlarımıza da yansımıştır. Bizim kültürümüzde ise çay semaverde demlenip ince belli bardakta içilince tadını bulmaktadır.
Kahvaltınızı çay olmadan yaptınız mı hiç? Yaptıysanız da pek anlam bulamamışsınızdır. Beni çayın sıcaklığını içimde demini dudaklarımda hissettmediğim kahvaltı menüsü doyurmamaktadır açıkçası. Gün içerisinde konuk ettiğimiz misafirlerle yaptığımız sohbetleri "tavşan kanı çay" ın yanında yapmazsak tadını bulamayız. Hanımlar dahi ev toplantılarına isim vermiş çayla. Çayın apayrı bir gizemi olduğunu yapılan bilimsel raştırmalar da ortaya koymaktadır: çay aşırı miktarda tüketilmediği sürece antidepresan-antioksidan etkiye sahiptir. Ama şu da unutulmamalı ki aşırı tüketimde demir eksikliğine yol açmakta ve de aşırı demlenmiş bir çayda da zararlı maddeler açığa çıkmaktadır. Haydi şimdi "tavşan kanı çay"ınızı yudumlarken bilmecemi de cevaplayın:
Al rengine bakılır
Bardaklara dökülür
Buram buram tüterken
Önünde diz çökülür.. Nedir bu?!?
Alinti